<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitap &#8211;  Her Şeye Rağmen Yazmak İyi Geliyor</title>
	<atom:link href="https://www.yasinalaca.com.tr/kitap/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yasinalaca.com.tr</link>
	<description>Kitap- Film- Hukuk- Psikoloji ve Eğitim</description>
	<lastBuildDate>Wed, 19 Aug 2020 12:15:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.5.8</generator>

<image>
	<url>https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/08/cropped-images-32x32.png</url>
	<title>Kitap &#8211;  Her Şeye Rağmen Yazmak İyi Geliyor</title>
	<link>https://www.yasinalaca.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8220;Emile ya da Eğitim Üzerine 1762&#8221; Özet ve Değerlendirme</title>
		<link>https://www.yasinalaca.com.tr/emile-ya-da-egitim-uzerine-ozet-degerlendirm/</link>
					<comments>https://www.yasinalaca.com.tr/emile-ya-da-egitim-uzerine-ozet-degerlendirm/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yasin Alaca]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2020 18:01:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Emile ya da Eğitim Üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[Emile ya da Eğitim Üzerine özet]]></category>
		<category><![CDATA[Emile yada Eğitim Üzerine pdf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasinalaca.com.tr/?p=301</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="300" height="363" src="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/08/WhatsApp-Image-2020-08-16-at-19.42.30-e1597597977283.jpeg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="" loading="lazy" srcset="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/08/WhatsApp-Image-2020-08-16-at-19.42.30-e1597597977283.jpeg 300w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/08/WhatsApp-Image-2020-08-16-at-19.42.30-e1597597977283-248x300.jpeg 248w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/08/WhatsApp-Image-2020-08-16-at-19.42.30-e1597597977283-180x217.jpeg 180w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/08/WhatsApp-Image-2020-08-16-at-19.42.30-e1597597977283-267x322.jpeg 267w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></div>Kitabı Adı: Emile ya da Eğitim Üzerine Yazarı: Jean Jacques Rousseau Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları Baskı Yılı:2016 Sayfa Sayısı: 578 &#160; &#160; Emile- Ya da Eğitim Üzerine Özeti  Emile ya da Eğitim Üzerine- Birinci Bölüm: Doğuştan İlk Çocukluk Çağının Sonuna Kadar İnsan, dünyaya iyi olarak gelir. Ancak kendisi de dahil olmak üzere tüm canlıların [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="300" height="363" src="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/08/WhatsApp-Image-2020-08-16-at-19.42.30-e1597597977283.jpeg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="" loading="lazy" srcset="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/08/WhatsApp-Image-2020-08-16-at-19.42.30-e1597597977283.jpeg 300w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/08/WhatsApp-Image-2020-08-16-at-19.42.30-e1597597977283-248x300.jpeg 248w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/08/WhatsApp-Image-2020-08-16-at-19.42.30-e1597597977283-180x217.jpeg 180w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/08/WhatsApp-Image-2020-08-16-at-19.42.30-e1597597977283-267x322.jpeg 267w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></div><p><img loading="lazy" class="size-medium wp-image-302 alignleft" src="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/08/WhatsApp-Image-2020-08-16-at-19.42.30-248x300.jpeg" alt="" width="248" height="300" /></p>
<p><strong>Kitabı Adı:</strong> Emile ya da Eğitim Üzerine</p>
<p><strong>Yazarı:</strong> Jean Jacques Rousseau</p>
<p><strong>Yayınevi</strong>: İş Bankası Kültür Yayınları</p>
<p><strong>Baskı Yılı</strong>:2016</p>
<p><strong>Sayfa Sayısı</strong>: 578</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<h1></h1>
<h1><strong>Emile- Ya da Eğitim Üzerine Özeti </strong></h1>
<h2><strong>Emile ya da Eğitim Üzerine- Birinci Bölüm: Doğuştan İlk Çocukluk Çağının Sonuna Kadar</strong></h2>
<p>İnsan, dünyaya iyi olarak gelir. Ancak kendisi de dahil olmak üzere tüm canlıların ve cansız varlıkların temiz kalmasına izin vermez. Sıradanlıktan uzaklaşır. <span style="color: #ff0000;"><strong><em>“<u>her şey insanın elinde bozulur. İnsan bir toprağı başka bir toprağın ürünlerini beslemeye zorlar; bir ağacı başka: bir ağacın meyvelerini taşımaya zorlar.”</u></em> </strong></span>İnsan, kendini bilmeli ve kendi öz değerlerine göre yetişmelidir. Onun özündeki iyilik korunmalı ve bunun yıpranmasına engel olunmalıdır. Bu amaçla çocuk, toplumun ihtiyaçlarına göre değil, kendi ilgi ve yetenekleri dikkate alınarak büyütülmelidir. Çünkü insan dünyaya bazı yetenekleri ile birlikte gönderilir. Bunlara ek olarak çevremizin etkisiyle ve yaşadıklarımızın katkısı ile olgunlaşıyoruz.</p>
<p>Çocuktaki ilk eğitim en önemli olanıdır. İlk eğitim erkeklerin değil kadınların işidir. Tanrının sütü kadınlara vermesi bunun göstergesidir. Eğitiminizde Platon’un Devlet kitabından yararlanın. <em><u>“<strong><span style="color: #ff0000;">Bu kitap asla bir siyaset kitabı değildir. En güzel eğitim kitabıdır bu.”</span></strong></u> </em>Çocuk asker, hakim, savcı olmadan önce insan olmalıdır.</p>
<p>Doğuştan kendilerine verilen yeteneklerini geliştirmeleri ve değerlendirebilmeleri için onların kararlarına saygı duymalı ve özgürce hareket edebilmelerine izin vermeliyiz. Düzgün bir görünüme sahip olan çocuk, kundağa bağlanarak yapılmaz. Hayat nefesten ibaret değildir. <strong><span style="color: #ff0000;">“<em><u>Bir çocuğun uzuvlarını sıkan hareketsizlik, baskı kan dolaşımına zarar vermekten, bedendeki sıvı maddelere zarar vermekten başka bir işe yaramaz, çocuğun büyümesine, güçlenmesine engel olur ve beden yapısını bozar sadece.”</u></em></span> </strong>Yetenekleri kullanmak, alışkanlıkların farkında olmaktır. Alışkanlık, kişilik değildir. Çocuğu her şeyden sakınan anlayıştan uzak durmalıyız. Annelik hislerinde aşırılığı önlemeli, çocukları robot gibi düşünmemeliyiz. Çünkü ne kadar korumacı olursak olalım, çocuk istemediği acılarla tanışacaktır. Olumsuz olaylar onu güçlendirecektir.</p>
<p>Korumacı ailelerin daha çok fiziksel emarelere dikkat kesilirler. Ancak çocuklar için en tehlikeli olanı, psikolojik rahatsızlıklardır. Ailelerin çocuklara uygun olmayan seçimleri, ruhsal karmaşıklığın sebebidir. Çocuğu ümitsizliğe düşüren ve gelecek beklentisini yok eden odur. Doğa çocuklara oldukça iyi gelmektedir. İlk gelişimi zamanlarında temiz havanın katkısı büyüktür. Bu nedenle zaman oldukça onları temiz alanlara götürmeliyiz. Kalabalık yaşantının ruhlarında oluşturduğu enerji düşüklüğünü ancak öyle atlatabilirler. Bakınız,<a href="https://www.yasinalaca.com.tr/koro-filmi-bir-egitim-yapimi/">Koro</a> filminin ana karakteri Mathieu)</p>
<p>Eğitimde babanın da etkisi fazladır. Zenginlik, çocukların ihmal edilmesini gerektirmez, bahane de oluşturmaz. <strong><span style="color: #ff0000;"><em><u>Bir baba, dünyaya çocuklar getirdiğinde ve bunları beslediğinde görevinin sadece üçte birini yapmış olur. Türüne bireyler kazandırmak zorundadır, topluma toplumsal insanlar kazandırmak zorundadır, devlete yurttaşlar kazandırmak zorundadır. Bu üç borcunu da ödeyebilecek durumda olan ve ödemeyen her insan suçludur ve borcunun yansını ödeyen belki daha fazla suçludur. Babalık görevlerini yerine getirmeyenin baba olmaya hakkı yoktur kesinlikle.</u></em></span></strong></p>
<p>Anneler, çocuklarını her daim yanlarında tutma davranışından vazgeçmelidir. Hayatla tek başlarına da mücadele edebileceklerini bu şekilde öğrenirler. <span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ff0000;"><b>“</b></span><em><u><span style="color: #ff0000;"><b>İnsanlar çocuklarını sadece korumayı düşünüyorlar; yeterli değildir bu: çocuklara yetişkin olduklarında kendilerini korumayı, kaderin darbelerine katlanmayı, sefalete de bolluk ve zenginliğe de meydan okumayı gerektiğinde İzlanda’nın buzları içinde ve Malta&#8217;nın yakıcı kayalarında yaşamayı öğretmek gerekir.”</b></span></u></em> </span>Ancak onlarla iletişimi de kesmemek gerekir. Onların konuşmaları, mimikleri, bakışları gibi her şeyi anneleri çözebilir. Bebeğin dişinin çıkması gibi fiziksel süreçler ile konuşma gibi bilişsel süreçlerde annenin rolü önemlidir. Çocuğun gelişimi sürecinden her şeyin zamanında yapılması, öğrenmelerin ve oyunların zamana yayılması yararlıdır. Çocuk gerçek anlamda bilgiyi kendisi yaşayarak öğrenir.</p>
<p>Çocuk, korktuğu nesnelerle yüzleşmelidir. Alışılagelmedik hayvan türlerine bile alışmalıdır. <em>“Çocuk küçükken ıstakoz görmeye alışırsa büyüdüğünde de her hayvana korkmadan bakabilecektir.”</em> Emile, silah sesine de alışmalıdır. O maskelerden korkmasın diye ona önce güzel maskeleri göstereceğim. Zamanla kötü maskelerle tanıştıracağım. <em><u>“<strong><span style="color: #ff0000;">Çocuğu yavaş yavaş o kadar hoş olmayan maskelere ve sonunda çok itici figürlere alıştıracağım”</span></strong></u></em></p>
<h2><strong>Emile ya da Eğitim Üzerine-İkinci Bölüm: Konuşan Çocuk Çağı</strong></h2>
<p>Aileler çocuklara yaklaşırken soğukkanlı davranmalıdır. Çocuğun başına gelen olumsuz olaylarda panik yapmak, onun olaya bakış açısını daha da kötüleştirecektir. <span style="color: #ff0000;"><strong><em><u>“Düşerse, başında bir şişlik olursa, burnu kanarsa, parmağını keserse telaşla çevresinde dolaşacağıma hiç değilse bir an için sakin kalın. Yaralandığında ona sıkıntı veren, yaradan çok korkudur”.</u></em>  </strong></span>Unutulmamalıdır ki acılar, çocuk için gereklidir ve böyle gelişecektir. Çocuk hayatın gerçeklerini bilmeli, bu acıyı fark etmeli, ona hayallerden ibaret bir hayat gösterilmemelidir. Özgür bırakılan çocuklar kendini öldürmez, sakatlamaz.</p>
<p>Çocuk, orta mizaca sahip olmalıdır. Her şeye tamam diyen bir uysallık iyi değildir ancak her şeye karşı çıkan ve emredici kişiliğe sahip olmak da kötüdür. Her insan; birbirine ihtiyaç duyduğunu, beraber yaşamanın gerekli olduğunu ancak birinin emri altına girmenin yanlış olduğunu bilmelidir. Bu hem yetişkinler hem de çocuklar için böyledir.</p>
<p>Çocukların hareketlerine karışmak onun özgürlük alanını kısıtlar. Onu kendi halinde bırakmamız, büyüyüp gelişmesi için yeterlidir. Ayrıca çocuklar ağlayarak çeşitli şeyler ister. Ağlasa bile çocukların her isteğine olumsuz cevap verilmemelidir. Bu onların şımarmasına ve dolayısı ile hayatlarının mahvolmasına neden olur. <em><u><strong><span style="color: #ff0000;">“Ağladığı müddetçe yanına hiç sokulmam; susar susmaz yanma giderim. Ve kısa süre sonra beni çağırma biçimi susmak olur ya da olsa olsa tek bir çığlık olabilir.</span> </strong>“</u></em> Bu nedenle onların isteyip istemediğine değil, ihtiyacı olup olmadığına bakmalıyız.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong><em><u>“Çocuğunuzun isteğini istediği için değil ihtiyacı olduğu için yerine getirin. Böylece itaat etmek ve emretmek sözcükleri, ayrıca ödev ve zorunluluk sözcükleri de silinecektir sözlüğünden; ama güç, gereklilik, yetersizlik ve zorunluluk sözcükleri yerlerini korumalıdır bu sözlükte.” </u></em></strong></span>İsteklerinin ne ölçüde makul olduğu değerlendirilmeli, uygun olmayan istekler karşısında net bir tavır sergilenerek bunun olmayacağı bildirilmelidir. <strong><em><u><span style="color: #ff0000;">“Reddetme konusunda aşırıya kaçmayın ama, reddettiğinizde de kesinlikle geri dönmeyin.”</span> </u></em></strong>İstekler geçiştirilmemeli, karar ne ise ötelemeden uygulanmalıdır.</p>
<p>Henüz bu dönemde çocuğa analiz, muhakeme, mantık gibi becerileri yüklemeye çalışmayın, böyle bir yetenek de beklemeyin. Bununla bağlantılı olarak onları zararlı alışkanlıklardan korumanın yolu onlara açıklama yapmak, anlatmak, çözümleme yapmalarını beklemek değildir. Vakitlerini değerlendirebilecekleri, dikkatlerini çeken başka bir alana yönlendirmeliyiz.<strong><span style="color: #ff0000;"> <em><u>“Emile ’in ne özel bir yastığı ne sepet arabası ne korkuluğu ne de normal bir arabası olacaktır, Çocuk havasız bir odada pinekleyeceğine her gün açık havaya çıkarılmalıdır. “ </u></em></span></strong>Bu yaşlarda bilgiye yoğunlaşma büyük hatadır. Bu öğrencinin bıkmasına ve kendisini yeni öğrenmeler bakımından kapatmasına neden olur. Eğitimler yaşa uygun olmalıdır. <span style="color: #ff0000;"><strong><em><u>“Bütün çocuklara Lafontaine’in fablları öğretiliyor ama hiçbiri anlamıyor bunları; çünkü bu fabllardaki ahlak dersi yaşlarına göre o kadar karışık ve orantısızdır ki onları erdemden çok ahlaksızlığa götürür.”</u></em></strong></span></p>
<p>Öğretmen öğrenci ilişkisi önemlidir. Öğretmen; sade, doğal, kendine güvenen, dersleri örneklerle zenginleştiren, tutamayacağı sözleri vermeyen, verdiği sözleri de yerine getiren bir kişi olmalıdır. <span style="color: #ff0000;"><strong><em><u>“Onlara kesinlikle hiçbir emir vermeyin, kesinlikle hiçbir konuda emir vermeyin. Hatta onların üstünde en küçük bir nüfuzunuz olduğunu bile hissettirmeyin. Sadece kendisinin zayıf, sizin güçlü olduğunuzu bilsin.”</u></em></strong></span></p>
<p>Çocukların oynamasına izin verilmeli, öğrenmeye karşı istekleri arttırılmalı, uyku sürelerine dikkat edilmeli ve her türlü deneyime açık olmaları sağlanmalıdır. Nitekim bu kurallara riayet edilerek yetiştirilen Emile; cömert, paylaşımcı, dirayetli, vicdanlı, mütevazi, soğukkanlı bir kişiliğe sahip olmuştur. <strong><span style="color: #ff0000;"><em><u>“Çocuğunuz dokunduğu her şeyi bozuyor ya da kırıyor: hiç kızmayın; bozabileceği ya da kırabileceği şeyleri uzak tutun ondan. Kullandığı mobilyaları kırıyor: yenilerini koymakta hiç acele etmeyin; mahrumiyetin acılarını ve sıkıntılarını çeksin. Odasının camlarını kırıyorsa gece gündüz rüzgar altında kalsın. Nezleye tutulacağından endişe etmeyin; deli olacağına nezle olsun daha iyi”</u></em></span></strong></p>
<h2><strong>Emile ya da Eğitim Üzerine-Üçüncü Bölüm: İlk Gençlik Çağı</strong></h2>
<p>İnsanın zekası sınırlı olduğundan, diğer insanların becerilerini fark edemeyebilir. 13 yaşlarında olan çocuk; dış dünyaya karşı oldukça ilgilidir, meraklıdır, gözlemcidir. <strong><span style="color: #ff0000;"><em><u>“Havadan ve mevsimlerden çok az etkilenir ve doğuştan getirdiği sıcaklık giysi yerine geçer ve iştahı da çeşnilerin yerini tutar” </u></em></span></strong>Bu dönemdeki yaşantıları onların gelecekteki durumlarını etkiler. O yüzden yaşanacaklara karşı çocuklar uyarılmalı, zor bir durumla karşılaştığında nasıl davranması gerektiği yönünde rehberlik etmeliyiz.</p>
<p>Bu dönem hatalar olabilir, ebeveyn ve eğitimciler olarak hatalara karşı daha sakin kalmalı, sert tavırlar yerine kendi kendine yanlışın ne olduğunu anlaması için yeterli zaman verin. Eğer çocuk yaptığı hatayı kendisi fark etmez ve sizin eleştirinizle irkilir ise onun yanlış olduğunu asla özümseyemez. Çocuk neyi seviyor ve neye ilgi duyuyorsa onu yapsın, Bir konuda onları zorlamamalıyız. Çünkü zorlama çocuğu yorar ve dikkatini verimli kullanmasına engel olur.</p>
<p>Çocuğa öğretilecek şeylerin yaşına ve yeteneğine uygun olmasına özen gösterin. Onun bilginin gerçeğiyle tanıştırın. Güneşin doğduğunu, kutupları, basit fizik kurallarını görerek öğrensin. <strong><span style="color: #ff0000;">“<em><u>Çocuğa kesinlikle anlayamayacağı şeyler söylemeyin. Betimleme, belagat, mecaz, şiir kesinlikle gerekli değildir çocuğa.” “Şehirden ormana bakıp astronomi öğretmektense ormanın içine girip, kaybolup gölgelerden ormanın güneyindeki şehre ulaşmak daha öğreticidir.”</u></em></span></strong></p>
<p>Çocuklara fayda, toplumsal bağ, meslek grupları gibi konularda yeterince bilgilendirin. Zamanını iyi değerlendirmesi için uğraş verin. Artık fikirleri analiz edebilme ve karşılaştırabilme yeteneğine sahiptir. Bu gücünde yararlanarak bilişsel anlamda kendini geliştirmesini sağlayın. <span style="color: #ff0000;"><strong><em><u>“Çocuklardan, belli belirsiz bir biçimde kendi iyilikleri için olduğu söylenen şeyleri yapmalarını beklemek aptalca bir tavırdır, çünkü onlar bu iyiliğin ne olduğunu bilemezler.”</u></em></strong></span></p>
<h2><strong>Emile ya da Eğitim Üzerine- Dördüncü Bölüm: Buluğ </strong></h2>
<p>Kişiliğin oluşma evresidir<strong>.</strong>  Çocukluk bitmek üzere olduğunda çeşitli krizler ve buhrana görülebilir. Bunlar anlık olarak değerlendirilse bile etkileri gelecek yıllarda sürer. Çocuğun mizacında belirgin değişimler görülür. Sinirlilik, taşkınlık, hassasiyet, sebepsiz üzgünlük, kendisini yalnız hissetme, değersiz görme gibi ruhsal değişimler yaşanır. <span style="color: #ff0000;"><strong> <em><u>“İçi sürekli kaynar ve neredeyse disiplin altına alınamaz. Kendisini yatıştırmak isteyen sesi duymaz: kükreyen bir aslan olur; rehberini tanımaz, yönetilmek istemez artık kısacası.”</u></em></strong></span></p>
<p>Fiziksel anlamda farklılaşma meydana gelir. <em><u>“<span style="color: #ff0000;"><strong>yanaklarında biten yumuşak ve seyrek tüyler esmerleşerek olgunlaşırlar. Sesi değişir”</strong></span></u></em> Eğitimcinin tam da bu krizlerin yaşandığı dönemlerde tetikte olması ve kontrolü elinde tutması gerekmektedir. <span style="color: #ff0000;"><strong><em><u>“Cevaplarınız her zaman ciddi, kesin, kısa ve duraksamalara meydan vermeyecek şekilde olmalıdır. Doğru olmaları gerektiğini söylemeye bile gerek duymuyorum.”</u></em></strong></span></p>
<p>Çocuk, çevresi ile iletişime geçtikçe kıskançlık, kin, hırs, aldatma, yalan, haşinlik gibi sıfatlar edinir. İnsanın doğuştan gelen iyilik halinin devam etmesi, ihtiyaçların az olması halinde devam eder. Ancak çocuklar sosyal çevrelerinden alışkanlıklar edinirler. Büyüklerinin yalan söylediğini gören çocuklar yalan söyleyebilir. Bu nedenle onların çevresindeki insanların buna uyup uymadıklarından emin olunmalıdır. <em><u>“<strong><span style="color: #ff0000;">Çocukların masumiyetlerinin korunması için tek yol vardır bence; çevresindekilerin onlara saygılı olmaları ve onları sevmeleri. Aksi taktirde bütün yapay tavırlar eninde sonunda kendilerini yalanlayacaktır”</span></strong></u></em></p>
<p>Çocuğa, karşı dürüst olunmalıdır. Bir bebeğin nasıl dünyaya geldiği yönündeki soruş en çok karşılaşılan sorulardandır. Çocuk merak etmektedir ve bilgiyi araştırmaktadır. Bir annenin “anneler çocuklarını işiyorlar” şeklinde sözü en azından çocuğun cevap ihtiyacını karşılamaktadır. İleride mutlaka öğrenecekleri bir şey için onları susturmak nafiledir.</p>
<p>Eğitimi ideal bir şekilde olmuş bir genç için dostluk, aşktan önce gelmelidir<em><u>. <span style="color: #ff0000;"><strong>“Erken dönemde yozlaşan, bozulan ve kadınlara ve sefahate teslim olan gençlerin insanlık duygularından uzak ve merhametsiz olduklarını her zaman gözlemlemişimdir…”</strong></span></u></em></p>
<p>Çocuk, çevresinden görerek bazı duyguları edinir. Çocuğun kendisininkilere benzer acılarla boğuşan insanların olduğunun bilmesi onun merhametli, sevgi dolu, vicdanlı olmasını sağlar<em><u>. <span style="color: #ff0000;"><strong>“İnsanın doğasında kendini kendisinden daha mutlu olanların yerine koyması diye bir şey yoktur, sadece kendilerinden daha fazla yakınanların yerine koyarlar.”</strong></span></u></em>  Ancak süreli benzer acıları çeken kişiler gösterilirse bu çocukta duyarsızlığa neden olur, bu yüzden ara sıra tanık olması daha iyidir. <span style="color: #ff0000;"><strong><em><u>“Dolayısıyla öğrenciniz insanın kaderini ve insanların sefaletlerini tanısın ve bilsin; ama çok sık tanık olmasın bunlara.” </u></em></strong></span>Bu yaşta çocuklara yaparak yaşayarak öğretin, nutuklardan uzak durun. Teorik bilgilerden kaçının. Onların yetişkinliğe vardığını unutmayın, çocukmuş gibi davranmayın. Eski yaşantılar ile yeni yaşantılar arasında köprü kurmayı, kötü alışkanlıkları terk edip iyi alışkanlıkları devam ettirmeyi öğretin.</p>
<h2><strong>Emile ya da Eğitim Üzerine-Beşinci Bölüm: Genç Adam- Hayata Giriş</strong></h2>
<p><strong><span style="color: #ff0000;"><em><u>“</u></em><em><u>Şimdi gençlik çağının son dönemine girmiş bulunuyoruz. Ama henüz çözüm noktasına gelmedik. Erkeğin yalnız olması iyi değildir. Emile erkektir; ona bir eş bulacağımızı vaat ettik, bulmamız gerekir Bu eş Sophie’dir. “</u></em></span></strong></p>
<p>Erkek, yaşamın birkaç evresinde erkek olmakla yükümlüdür. Ancak kadın, gençlik dönemini geçirdikten sonra hep kadındır. Kadın güzel görünmek ister süslere meraklıdır. Bebeklerle oynar, kıyafetini değiştirir. Kadın sadakatli, mütevazi, saygılı, vicdanlı olmalı ve çevresinde de böyle bilinmelidir. Erkek kendi başına yaşayabilirken, kadının hayatına devam etmesi bir erkeğin bulunmasına bağlıdır. Kadınlar Spartalı kadınlar gibi kudretli bir kişiliğe sahip olmalıdır.</p>
<p>Kadınların ön planda tutulan özelliği uysallıklarıdır. Bu nedenle kadın her şeyden önce kendi yapısından dolayı uysallığı öğrenmelidir. Haksızlıklara karşı susmayı, katlanmayı, itaati önemlidir. Onların münasebetsiz sorularına karşı çok sert bir tepki verilmelidir. Kadınlar, kocalarının dinlerinden olmalıdır.  Kadın dış dayatmalara göre değil, kendi zevklerine göre giyinebilmelidir.  <span style="color: #ff0000;"><em><strong>“<u>Kızlar kendilerine tanınan özgürlüğü her zaman suiistimal ederler; her şeyde ifrata kaçtıklarından oyunlarda da erkek çocuklardan daha fazla taşkınlık gösterirler; bu da sözünü ettiğim sakıncalardan ikincisidir. Kızların bu taşkınlığının dengelenmesi gerekir çünkü kadınlara özgü birçok kusurun tek nedeni budur.” </u></strong></em></span></p>
<p>Kadınlarda kimsenin sonradan öğrenemeyeceği, onlara doğuştan verilen kandırma, hazırcevap, hızlı kavrama ve detaylı inceleme gibi özellikler mevcuttur. <span style="color: #ff0000;"><strong><em><u>“kadının o iki erkeği aldatma konusunda göstereceği beceriye hayran olursunuz … onları öyle bir hale getirir ki her biri ötekine güler. Bu kadın her birine aynı güveni verseydi ve her biriyle aynı şekilde samimi olsaydı, bunlar onun eğlenceleri olabilir miydi? Her ikisine de eşit davransaydı kendi üzerinde aynı haklara sahip olduklarını göstermiş olmaz mıydı?”</u></em> </strong></span>Kadınların ahlaklı olması, onların ahlakı öğrenmeleriyle değil, ahlaktan yarar sağlamaları ile mümkündür.</p>
<p>Emile ile babası, uygun bir gelin adayı için çıktıkları yolda, yağmurlu bir günde, Sophie ile karşılaşırlar. Sophie, kadında olması gereken tüm özellikleri barındırmaktadır. Sophie özenle büyütülmüştür, karakteri iyidir, hassastır, duyarlıdır, süslenmeyi sever, biçki ve dikişi erinde anlar, dine inanır, güzel değildir ama etkileyicidir. Emile, Sophie’ye aşık olur ve evlenirler. Bu mutluluklarının devam etmesi, evli iken aşklarını sürdürmeleridir.</p>
<p>Evlilik ebeveynlerin rehberliğinin de sona ermesi demektir. Çünkü artık rehberlik görevini eşler yürütecek ve birbirlerine destek olacaklardır. Erkek kadından üstün olmalıdır, evde ise hükümranlık sürmelidir. <em><u>“<span style="color: #ff0000;"><strong>Erkek kendinden aşağı bir kadınla evlenirse doğal düzen ve sivil düzen uyuşur ve her şey yolunda gider. Tersine kendinden yüksek biriyle evlenirse erkek kendi hakkı ve kadına karşı minnettarlığı arasında kalır, nankör olur ya da hor görülür.”</strong></span></u></em></p>
<p>Kitabın özeti ile ilgili Abdullah Köktürk&#8217;ün Academia&#8217;daki çalışmasını önemli buluyorum ve incelemek isteyenler için <a href="https://www.academia.edu/4658258/Emile_ya_da_E%C4%9Fitim_%C3%9Czerine_Kitaptan_%C3%BCzerini_%C3%A7izdiklerim_" target="_blank" rel="noopener">buraya</a> bırakıyorum.</p>
<h2><strong>Emile ya da Eğitim Üzerine-Değerlendirme:</strong></h2>
<p><img loading="lazy" class="alignleft wp-image-304 size-medium" src="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/08/Emile-Ya-Da-Egitim-Uzerine.-300x212.jpg" alt="Emile ya da Eğitim Üzerine" width="300" height="212" srcset="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/08/Emile-Ya-Da-Egitim-Uzerine.-300x212.jpg 300w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/08/Emile-Ya-Da-Egitim-Uzerine..jpg 640w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>Emile ya da Eğitim Üzerine, </strong>çocuk eğitimi üzerine ailelere temel prensipler vermeyi amaçlamaktadır. Çocuğu bir deney malzemesi gibi düşünerek tüm doğru ve yanlışları ailelere göstermeyi amaçlamaktadır. Bu bakımdan kitap belli düşünce kalıpları üzerine inşa edilmiştir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol>
<li><strong>Emile ya da Eğitim Üzerine</strong> çocukluk döneminin özel oluşuna vurgu yapmaktadır. Çocukluk dönemi, kendi özellikleri olan ve kendi içerisinde yaşanılması gereken bir dönemdir. Aileler, çocukluk dönemini dizayn ederken çocuğun geleceği üzerinden hareket etmemeli, öncelikle onun çocukluğunu gerektiği gibi yaşamasını sağlamalıdır.</li>
<li>Aileler çocukluk döneminin ne kadar önemli olduğunu bilmeli ve ona göre davranmalıdır. Bu dönemin fiziksel, psikolojik ve sosyolojik olarak en önemli gelişim evresi olduğu unutulmamalı, çocuğun varoluş sürecine katkı sunulmalıdır.</li>
<li><strong>Emile ya da Eğitim Üzerine</strong>, ahlaki eğitime yaş sınırı çizmektedir. 12 yaşına kadar çocukta ahlak gelişimi başlamadığından bu yaşa kadar ahlak eğitimi verilmemelidir. Çünkü çocuk bu dönemde kendisine verilen bilgiyi doğrudan taklit edecek; anne, baba ya da öğretmenin ahlaki yargısını olduğu gibi kabul edecektir. Ne yazık ki bu durumda çocuğun bireysel ahlaki değerleri oluşmayacaktır.</li>
<li><strong>Emile ya da Eğitim Üzerine</strong>; yaparak ve yaşayarak öğrenme modelini baz almaktadır. Ona göre toplum ve olguların yanısıra doğa da en önemli öğreticilerden birisidir. Öğretmen, eğitimin önemli bir parçası olmasına rağmen komuta tamamen onda olmamalıdır. Rehberlik yapmalı, çocukların kendi kendine kavraması amaçlanmalıdır.</li>
<li><strong>Emile ya da Eğitim Üzerine</strong>, çocukluk dönemini kendi içerisinde dört döneme ayırmakta ve ön çocukluk, çocukluk, ön ergenlik ve ergenlik olarak sıralamaktadır. Her dönemin kendi nitelikleri vardır ve aileler buna uygun davranmalı ve teşvik edici olmalıdır.</li>
<li>Çocuğun içerisinde bulunduğu topluma aidiyet duygusu hissetmesi önemlidir. Sosyal ve toplumsal sorumluluklar almanın gerekliliğini bilmelidir. Ülkesinin değerlerini bilmeli, gerektiğinde uluslararası yolculuklar yaparak değerlerini kıyaslayabilmelidir.</li>
<li><strong>Emile ya da Eğitim Üzerine</strong> kitabının temel felsefelerinden birisi de din seçiminin çocuğa bırakılmasıdır. Çocuğa küçük yaştan itibaren din dayatılmamalı, din eğitimi verilmemeli, uygun yaşa geldiğinde önündeki seçeneklere göre kendisi karar verebilme özgürlüğüne sahip olmalıdır.</li>
</ol>
<p><strong>Emile ya da Eğitim Üzerine</strong> kitabının beni en fazla etkileyen bölümü ilk bölümü oldu. İlk çocukluk dönemini konu alan ve eğitimin başlangıcını içeren görüşler oldukça ilgi çekiciydi. Bunları şöyle sıralayabilirim:</p>
<p><strong>Emile ya da Eğitim Üzerine</strong> çalışmasının birinci bölümünde öncelikle her insanın kendisine has özelliklerinin olduğuna ve hayatı bunun üzerine inşa etmenin gerekliliğine vurgu yapılıyor.</p>
<blockquote><p><em><strong><span style="color: #ff0000;">Bir ağacın başka bir ağacın meyvesini taşıması metaforu ile vurgulanan bu hususla, çocukların ilgi ve yetenekleri dışındaki şeylere zorlanmasının onu bozduğu belirtiliyor.</span> </strong></em></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Burada bireysel farklılıkların önemine değindiğini düşünüyorum. Dünyamız, farklılıklarla birlikte güzel ve eğitim herkesin benzeşmesi üzerine değil farklılıkların zenginlik olduğunun fark edilmesi üzerine kurgulanmalıdır.</span></p></blockquote>
<p>Yazar anne ve baba rollerinin ilk çocukluk dönemindeki etkisi üzerinde duruyor. Hem annenin hem de babanın rollerinin nasıl olması gerektiğine ve çocukla kurulan bağın onun eğitim hayatını nasıl etkilediğini anımsatıyor. Bu kısmın John Bowlby’nin bağlanma kuramı ile ilgili olduğunu düşünüyorum. <strong>Emile ya da Eğitim Üzerine</strong> kitabındaki <span style="color: #ff0000;"><strong><em>&#8220;çocuğun hangi şartlarda ebeveynlerine güvenebileceği ve sağlıklı iletişim geliştirileceğine&#8221;</em> </strong></span>dair açıklamaların önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü sağlıklı bir bağlanma yaşamayan bireyler; ilerleyen zamanda çevre duyarlılığı, ilgiyi keşfetme, bağımlı olma gibi konularda dezavantajlı olmaktadır.</p>
<p>İlk bölümün benim için önemli olan kısımlarından birisi de korumacı aile yapısıdır. Buradaki anlatımları mesleki gelişim kuramcılardan Ann Roe’nun aile yapıları ile ilişkilendirdim. Korumacı aile, çocukların meslek seçiminde kendi isteklerini ikinci plana atmasına, ödül odaklı mesleklere yönelmesine sebep olmaktadır. Bu da ne yazık ki onların iç dinamiklerinin yeterli şekilde kullanılmaması anlamına gelmektedir. Çünkü kendi ayakları üzerinde duramayan bağımlı gençler, ilk başarısızlıkta karamsarlığa bürüneceklerdir.</p>
<p><strong>Emile ya da Eğitim Üzerine,</strong> ilk bölümde çocuklara verilen özgürlük konusu ile de dikkat çekiyor<strong>. </strong>Erik Erikson’un psikososyal gelişim kuramına paralel açıklamalar içeriyor. Çünkü anne ile bağ kuramayan çocuklarda güvensizlik oluşmaktadır. Yazarın da dediği gibi çocuklar kısıtlanmamalıdır. Bu onlarda suçluluk duygusunu doğurur ve yaratıcılıklarını etkiler. Yaptıkları ve sordukları karşısında utanç duymaları, onu yeni yaşantılar konusunda geri çeker. Çocuğun üretkenliğini etkileyen bu durumlara ısrarla vurgu yapılmasını değerli buluyorum.</p>
<p><strong>Emile ya da Eğitim Üzerine</strong>, çocuğun sosyal çevre içerisinde öğrenmesine vurgu yapıyor, korkular ve acılara karşı aşamalı duyarsızlaştığını belirtiyor. Birinci bölüm çocuk gelişimi ekseninde benim dikkatini çekmektedir. Gerçekten de ülkemizde böcekler, yılanlar, köpekler gibi canlı varlıklar, çocukları korkutmak için kullanılmakta ya da çocuklar onlardan uzak tutulmaktadır. Bu durum çocuğun doğa sevgisine zarar vermekte, bazen de onları fobi edinmelerine neden olmaktadır. Çocuklar kendi başlarına bir korku ile karşılaştıklarında ne yapacaklarını bilememektedir. Bu nedenle çocukları olağan varlıklara karşı duyarlı yetiştirme tavsiyesini mantıklı buluyorum.</p>
<blockquote><p><strong>Emile ya da Eğitim Üzerine</strong> yazarı Jean Jacques Rousseau kendi düşüncelerini ortaya koymasına rağmen  birçok farklı yaklaşımdan etkilenmekte ve onlara katkı sunmaktadır. Özellikle birinci bölüm birçok akımdan izler taşımakta ve bir nevi derleme görevi üstlenmektedir. Bu nedenle Emile ya da Eğitim Üzerine kitabının birinci bölümünün en değerli kısım olduğunu düşünüyorum. Çünkü <strong>Emile ya da Eğitim Üzerine</strong> çalışmasının ilk bölümü, <span style="color: #ff0000;"> çocuklara yönelik davranışlar bakımından Adler’i, çocukluk yaşantılarının önemi bakımından Freud’u, yeteneklere vurgu yapması bakımından Daniel Golman’ı, yaparak yaşayarak öğrenme stratejisi bakımından modern eğitim sistemlerini, John Dewey temelli eğitim sistemini, doğa ile iç içe olma bakımından Köy Enstitülerini hatırlatmaktadır.  </span></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasinalaca.com.tr/emile-ya-da-egitim-uzerine-ozet-degerlendirm/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dokuzuncu Hariciye Koğuşu- Karakter İncelemesi</title>
		<link>https://www.yasinalaca.com.tr/dokuzuncu-hariciye-kogusu-karakter-incelemesi/</link>
					<comments>https://www.yasinalaca.com.tr/dokuzuncu-hariciye-kogusu-karakter-incelemesi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yasin Alaca]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2020 10:59:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dokuzuncu Hariciye Koğuşu]]></category>
		<category><![CDATA[Freud]]></category>
		<category><![CDATA[Peyami Safa]]></category>
		<category><![CDATA[Psikolojik İnceleme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasinalaca.com.tr/?p=138</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1080" height="1256" src="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/32761177-ba0f-4888-92db-685c951546a0.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="" loading="lazy" srcset="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/32761177-ba0f-4888-92db-685c951546a0.jpg 1080w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/32761177-ba0f-4888-92db-685c951546a0-258x300.jpg 258w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/32761177-ba0f-4888-92db-685c951546a0-881x1024.jpg 881w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/32761177-ba0f-4888-92db-685c951546a0-768x893.jpg 768w" sizes="(max-width: 1080px) 100vw, 1080px" /></div>Kitap İsmi: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Kitap Yazarı: Peyami Safa Kitap Kahramanı ve Kitap Hakkında Kısa Bilgi Türk edebiyatının yazma tutkusuna sahip yazarlarından biri olan Peyami Safa&#8217;nın en önemli eserlerinden birisi olan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, otobiyografik bir özellik taşımaktadır. Roman; Peyami Safa&#8217;nın Cumhuriyet Gazetesindeki köşesinde yayınladığı parçaların birleştirilmesinden oluşmaktadır. Gazetedeki yayın dizisi Peyami Safa&#8217;nın mektupları ile [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1080" height="1256" src="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/32761177-ba0f-4888-92db-685c951546a0.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="" loading="lazy" srcset="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/32761177-ba0f-4888-92db-685c951546a0.jpg 1080w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/32761177-ba0f-4888-92db-685c951546a0-258x300.jpg 258w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/32761177-ba0f-4888-92db-685c951546a0-881x1024.jpg 881w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/32761177-ba0f-4888-92db-685c951546a0-768x893.jpg 768w" sizes="(max-width: 1080px) 100vw, 1080px" /></div><p><img loading="lazy" class="alignnone size-medium wp-image-139" src="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/Dokuzuncu-Hariciye-Koğuşu-Kitap-Soruları-346x400-1-260x300.jpg" alt="" width="260" height="300" srcset="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/Dokuzuncu-Hariciye-Koğuşu-Kitap-Soruları-346x400-1-260x300.jpg 260w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/Dokuzuncu-Hariciye-Koğuşu-Kitap-Soruları-346x400-1.jpg 346w" sizes="(max-width: 260px) 100vw, 260px" /></p>
<p><strong>Kitap İsmi: </strong>Dokuzuncu Hariciye Koğuşu</p>
<p><strong>Kitap Yazarı: </strong>Peyami Safa</p>
<h6><strong>Kitap Kahramanı ve Kitap Hakkında Kısa Bilgi</strong></h6>
<p>Türk edebiyatının yazma tutkusuna sahip yazarlarından biri olan Peyami Safa&#8217;nın en önemli eserlerinden birisi olan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, otobiyografik bir özellik taşımaktadır. Roman; Peyami Safa&#8217;nın Cumhuriyet Gazetesindeki köşesinde yayınladığı parçaların birleştirilmesinden oluşmaktadır. Gazetedeki yayın dizisi Peyami Safa&#8217;nın mektupları ile son bulsa da, bu mektuplar daha sonradan romandan çıkarılmıştır.</p>
<p>Kendi hayatını okuyucusuna işlemek isteyen Peyami Safa, romanda birinci ağızdan anlatma tekniğini tercih ediyor. Romanda geçen olaylar ve konular; ana kahramanın duyguları ve bakış açısı üzerinden anlatılıyor. Henüz 15 yaşında olmasına rağmen, son 7 yıldır ayağındaki kemik rahatsızlığı ile uğraşan hasta çocuk, romanda anlatıcı rolünü üstleniyor. Aşklar, acılar, yoksulluk ve batı düşkünlüğü gibi konular, çocuğun dünya bakışı ile yeniden şekillendiriliyor. Romanın okuyucusu, hasta çocukla dertleşiyormuşçasına bir his yaşıyor. 112 sayfadan oluşan kitapta Serveti Fünun akımı fazlasıyla görülüyor. Süslü ve ağır kelimeler içeren roman, olaylara nadiren yer veriyor ve daha çok düşünce ile tasvirler karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Roman, hasta çocuğun klasik pansuman zamanlarındaki hastane gözlemleri ile başlıyor. İlk satırlardan itibaren romandaki tasvirler dikkat çekiyor. Okuyucu, dönemin hastane ortamını, kalabalığı ve rahatsız edici kokuları yüreğinde hissediyor. Saint Exupery Paris’in Küçük Prensi gibi tek başına savaşmak zorunda olan hasta çocuk, muayene ortamındaki yalnızlığını içten ifade ediyor. Yaklaşık 7 yıldır ayağı ile uğraşan genç, doktor malzemelerini ve tavırlarını gayet iyi biliyor.</p>
<p><img loading="lazy" class="alignnone size-medium wp-image-140" src="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/32761177-ba0f-4888-92db-685c951546a0-258x300.jpg" alt="" width="258" height="300" srcset="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/32761177-ba0f-4888-92db-685c951546a0-258x300.jpg 258w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/32761177-ba0f-4888-92db-685c951546a0-881x1024.jpg 881w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/32761177-ba0f-4888-92db-685c951546a0-768x893.jpg 768w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/32761177-ba0f-4888-92db-685c951546a0.jpg 1080w" sizes="(max-width: 258px) 100vw, 258px" /></p>
<h6><strong>Romanın İçeriği </strong></h6>
<p>Muayeneden sonuç alamayan hasta çocuk, bunun verdiği üzüntü ile nereye gideceğini bilmez bir şekilde hastaneden ayrılır. Hastalığın kötüye gittiğini annesine söyleyememiş ama annesi onun tavırlarından anlar. Çocukların acısının anne yüreğinde daha da büyüyeceği, bunun da çocuğun acısını arttıracağı okuyucuya aktarılır.</p>
<p>Yaşadığı olumsuzluklara rağmen Küçük Prens gibi güzel yarınlara olan umudunu kaybetmeyen hasta çocuk, Erenköy’deki doktoruna da danışarak olumlu bir şeyler duymayı ister. Buraya gelmişken akrabası olan (tam olarak akraba derecesi belirtilmemiştir) Paşa’nın konağını ziyaret eder. Burada romanın seyri değişir ve daha başka serüvenlere geçilir. Bu aşamadan sonra kemik acısının yerini aşk acısı, yoksulluğun yerini ise görüş farklılıkları alır. Burada Paşa’nın kızı Nüzhet ile görüşen ve vakit geçiren hasta çocuk ona âşık olur. Nüzhet de ona karşı aynı duyguları besler. Nüzhet’in hasta çocuktan 4 yaş büyük olması da bunu engellemez.</p>
<p>Peyami Safa’nın sürgün dolu hayatında olduğu gibi, her şeyin yolunda gittiği anda mutlaka bir sıkıntı doğar. Ailesi Nüzhet’i, Doktor Ragıp ile evlendirmek ister. Özellikle Paşa’nın karısı olan Yenge, bu evlilikte ısrarcıdır. Ragıp’ın yaşına bakmaksızın ailesi için en ideal damat olduğunu düşünür. Hasta çocuk ile Paşa bu konuda aynı görüşü paylaşır ve hasta çocuk bundan gayet memnundur: <span style="color: #800000;"><em>&#8220;<del>Yaş farkı olması nedeniyle Nüzhet mutsuz olur!&#8221;</del></em></span></p>
<p>Doktor Ragıp meselesi çözülmeden hasta çocuk rahat etmez.  Doktor Ragıp meselesinin kapanmasını bekleyen hasta çocuğun Nüzhet’e olan ilgisi ve onun verdiği karşılık, konak çalışanları tarafından fark edilir. Bunu anlayanlardan birisi de yengedir. Yenge ile Nüzhet bu konuda sık sık tartışır ve bu tartışmaların birinde hasta çocuk bunu duyar. Yenge tarafından çocuğun hastalığının bulaşıcı olduğu yalanı üretilir ve ondan uzak durmak gerektiği belirtilir. Bunları duyan çocuk, konakta kalamayacağını anlar ve ayrılma kararı verir. Ancak bilgisi dışında Erenköy’e gelen annesi gitme planlarını altüst eder. Zorunlu olarak bir süre daha konakta kalan hasta çocuk, bir akşam yemeğinde Doktor Ragıp ve Paşa ile şiddetli bir tartışmaya girer. Fransızca meraklılarına karşı kendi dilini savunan çocuğun bu tavrı nedeniyle Paşa’nın davranışları değişmeye başlar.</p>
<p>Sevdiği kıza kavuşamama, Paşa’nın muhabbetini kaybetme, Yenge ile olan soğukluk ve bacak ağrısı birleşince çocuğun tedaviye olan motivasyonu düşer. Kederle birlikte iyice kötü hale gelen bacağından dolayı çocuk hastaneye kaldırılır. Kesmekten başka çare yok denilse de, Doktor Mithat’ın ilgisi sayesinde yeni cerrahlar bulunur ve çocuk Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’na yatırılır. Buralarda oldukça sancılı dönemler geçiren hasta çocuğun bacağı kurtulur, sadece az bir kısalma meydana gelir. Romanın sonuna doğru Paşa felç geçirir.</p>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000;">Kitaba ismini veren bu kısım, kitabın en başarılı psikolojik romanlar arasında gösterilmesini sağlamıştır. Çocuğun geçirdiği stresli ve kabul dolu günlere dair verilen tasvirler oldukça iyi bir kalemden çıktığını göstermektedir. Klasik edebiyatın etkisi burada görülmektedir ve romanın sonlarına doğru Paşa felç geçirmektedir.</span></p></blockquote>
<h6><strong>Kahramanın Sosyolojik Açıdan İncelenmesi</strong></h6>
<p>Hasta çocuğun roman boyunca yaşadığı en yoğun duygu şüphesiz ki kemik acısıdır. 8 yaşından beri periyodik dönemlerle hastaneye pansumana gelen ve ameliyat olan çocuk, hastane ortamlarını gayet iyi bilmektedir. 15 yaşındaki bir çocuğun bilgisinin olmayacağı konularda dahi oldukça deneyimlidir. Pansuman teknikleri, sağlık malzemeleri, doktor tavırları, hemşire halleri ve hastanenin fiziksel durumları konusunda donanımlıdır. Hayatının en önemli zamanlarını hastanede geçirmiş olan çocuk, çevresinin de kendisine acıyan ve yardım etmek isteyen tavırları ile bu role bürünmüştür. <del><span style="color: #ff0000;">O hasta bir çocuktur ve onunla ilgilenilmelidir</span></del>. Ziyaret için gittiği konakta dahi bu ilgiyi beklemektedir. Konak çalışanları ve sakinleri de ilk zamanlarda bu ilgiyi göstermektedir.</p>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000;">Hasta çocuğu etkileyen bir diğer unsur ise şüphesiz romanın geçtiği zamanlardır. Peyami Safa&#8217;nın 15 yaşını anlatan roman, 1915 yıllarında geçmektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılma sürecine girdiği bu dönemde, açılan cepheler ve dış borçlar ile birlikte vergiler arttırılmış ve üretim oldukça azalmıştır. Halk içerisinde maddi imkansızlıklar ve batıya özentiler görülmektedir. </span></p></blockquote>
<p>Dönemin romanlarına bakıldığında  yoğun şekilde yanlış batılılaşma anlatılmaktadır. Hasta çocuk, Osmanlı&#8217;daki her yoksul aile gibi batıya meraklı değildir. Kendi kültürüne bağlı olan hasta çocuk sık ilişkilerin kurulduğu bir kenar mahallede yaşamaktadır. Ancak akrabaları Paşa, dönemin zenginlerinde görülen bir batı hayranlığı ile doludur. Özellikle kendi kültürünü küçümseme, yemekten giyinmeye kadar Fransızlar gibi davranma merakı hasta çocuğu çileden çıkartmaktadır. Yabancıların açtığı okullarda yetişen veya yurt dışına ziyarette bulunan kişilerin daha fazla Avrupa özentisi olduğu görülmektedir. Babası gibi, Nüzhet de bunlardan biridir. Romanın ilerleyen sayfalarından Paşa ve kızı ile hasta çocuğun kültürel farkları onların ilişkilerinin kesilmesine neden olmaktadır.</p>
<h6><strong>Kahramanın Ekonomik Açıdan İncelenmesi</strong></h6>
<p>Birinci Dünya Savaşı’nın en fazla yıprattığı ülkelerden birisi Osmanlı İmparatorluğu’dur. Verimli şekilde kullanılmayan kaynakların azalması ve masrafların hızla artması halkın sırtına daha fazla yükün binmesine sebep olmuştur. Özellikle toprağa dayalı ekonominin az olduğu büyük kentlerde yoksulluk daha fazladır. Babası olmayan hasta çocuk sadece annesi ile yaşamaktadır. Hastaneye dahi kendisi gitmektedir ve yanında kimsesi yoktur. Hasta çocuk dönemin çilesini çeken Anadolu insanını anlatmaktadır.</p>
<p>Devletin zorlu döneminden etkilenmeyen ve lüks yaşantısına devam eden aileler her zaman mevcuttur. Kahramanın Erenköy’de bulunan Paşa akrabası da bunlardan birisidir. Maddi sıkıntılar çeken ve bacağı için kara kara düşünen hasta çocuk bir yana, Paşa ve ailesi sefa sürmektedir. Tek dertleri Fransızca konuşmak, giyinmek, eğlenmek ve akşam yemekleri olan Paşa&#8217;nın ailesi, genel ekonomiden çok daha iyi durumdadır. Hasta çocuğun konağa gelmesinden sonraki bölümler, Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası adlı eserine oldukça benzemektedir.</p>
<h6><strong>Kahramanın Kültürel Açıdan İncelenmesi</strong></h6>
<p>Peyami Safa, içerisinden çıktığı toplumu oldukça iyi gözlemleyen ve bizzat şahit olduğu olayları yazıya başarılı dökebilen bir yazardır. Hasta çocuğun ağzından dönemin genel kültürel yapısı oldukça iyi anlatılmaktadır. Birbirine karşıt ya da birbirinden kopuk denebilecek iki kültür resmedilmekte ve okuyucunun bunun üzerine düşünmesi amaçlanmaktadır.</p>
<p>Romanın karşıt kültürlerinden birisi çocuğun ismi belirtilmeyen mahallesidir. Günümüzün gecekondu mahallerini anımsatan bu yerleşim yeri, ekonomik yönden gelişmemiş ve geleneksel kültürlerine daha bağımlı nüfustur. Diğeri ise; ekonomik sıkıntıları olmayan ve kendi kültürlerini sevmeyen topluluktur. Batıyı taklit etmeyi kültürel gelişmişlik olarak gören ikinci nüfus, toplumundan uzaklaşmaya başlamıştır. Ancak rahat yaşam, başlangıçta hasta çocuğa oldukça iyi gelmiştir. Her gün kendi acısı ile baş başa olduğu ve annesi ile yaşadığı evden, kendisine ilgi gösterilen bir eve gelince kemik acısını hatırlamaz olmuştur. Hatta bir müddet şikayet dahi etmemiştir.</p>
<p>Karşı kültürel faktörler yaşamın her alanında görülmektedir. Romanda, kültürel farklılık daha çok dil üzerinden gösterilmiştir. Özellikle hasta çocuğun Paşa akrabası ile arasının bozulmasına yol açacak şekilde tartışması bunun örneğidir.</p>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000;">Bu bakımdan Peyami Safa&#8217;nın Fatih Harbiye romanı ile oldukça benzerlikler taşımaktadır. <span style="text-transform: initial;">Fatih Harbiye’deki Şinasi ve Neriman&#8217;ın yerini, burada Nüzhet ve hasta çocuk almıştır.</span></span></p></blockquote>
<p>Romanda ayrıca zenginlik ve fakirlik üzerinden de kültürel bir mesaj verilmektedir. Bir yanda küçük bir eve zorluklarla yaşamaya çalışan bir aile, diğer yanda ise hizmetçilerle dolu koca bir konakta yaşayan Paşa ve ailesi bulunmaktadır.</p>
<h6><strong>Kahramanın Psikolojik Açıdan İncelenmesi</strong></h6>
<p>Hasta çocuk, 15 yaşına gelmiştir ve 7 yıla yakındır hastalıklarla boğuşmaktadır. Hastalığının ilk anından itibaren çevresinden ilgi gören çocuk, bazen de acıma hissi ile karşılaşmaktadır. Bu durum çocuğun psikolojisini oldukça etkilemiştir. Histrionik kişilik bozukluğunda olduğu gibi, çocuk ilgi görmeye alışmıştır ve olumsuz bir tavırla karşılaştığında yıkılmaktadır. Yengesinin sözleri ve amcası ile yaşanan tartışma sonrasında düştüğü yıkıntı bunun bir göstergesidir. Ancak yıllarca acınma duygusu ile yaşamış olmasına rağmen, öz güven eksikliği yaşamadığı söylenebilir. Kendini ifade edebilmesi ve fikirlerini sonu ne olursa olsun savunabilmesi buna kanıt olarak gösterilebilir.</p>
<p>Hasta çocuk, zorluklara rağmen yeni kararlar alabiliyor ve buna cesaret edebiliyor. Victor Frankl’in İnsanın Anlam Arayışı adlı kitabında belirttiği dayanıklı insan profilini içeriyor. Doktorların yoğun ısrarına rağmen ayağının kesilmesini istememesi, aylarca hastanede yatmayı kabul etmesi, inancını yitirmemesi ve âşık bile olabilmesi ile dayanıklı bir görüntü çiziyor. Hasta Çocuk, arasındaki yaş, kültür ve ekonomi farkına bakmaksızın Nüzhet’e âşık oluyor ve onunla iletişim kurmayı başarabiliyor. Kahramanın buradaki sevgisi Sabahattin Ali&#8217;nin Kuyucaklı Yusuf’unu hatırlatıyor.</p>
<blockquote><p>Hasta çocuk, roman boyunca gelgitler yaşamaktadır. Kendisine olan ilgiye alışmıştır. Olaylara kendi bakış açısından yaklaşmaktadır. Sürekli gözlem yapmakta, yalnız kalan kişileri görünce ayağındaki sakatlığın etkisiyle kendisinden bahsettiklerini düşünmektedir. Aşkı, annesi, acısı, tedavisi gibi konularda içsel bir konuşma geçiren kahraman bazılarına cevap bulamamaktadır. Hasta çocuk Erikson&#8217;un &#8220;kimliğe karşı kimlik karmaşası&#8221; döneminin tüm özelliklerini bu nedenle yansıtmaktadır. Kaldı ki yaşı da ilgili döneme uygundur.</p></blockquote>
<p>Hasta çocuk Sıgmund Freud&#8217;un Psikoseksüel Gelişim Kuramı&#8217;na göre &#8220;genital dönem&#8221; içerisindedir. Romanın geneli dikkate alındığında kurama uygun davranış örüntüleri de görülmektedir. Çünkü hasta çocuk, yaşının ilerlemesi ile beraber annesinden bağımsız hareket etmektedir ve karşı cinse duygular beslemektedir. Hoşlantı ile beraber toplumsal olaylara da eğilimli olması genital dönem özelliklerindendir.</p>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000;">Freud’un genital dönemindeki “kimlik karmaşası, şaşkınlık, kararsızlık, duygu boşluğu” gibi durumlar da hasta çocukta görülmektedir.</span></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasinalaca.com.tr/dokuzuncu-hariciye-kogusu-karakter-incelemesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerle Başbaşa (1949) &#8211; Kitap İncelemesi</title>
		<link>https://www.yasinalaca.com.tr/genclerle-basbasa-kitap-incelemesi/</link>
					<comments>https://www.yasinalaca.com.tr/genclerle-basbasa-kitap-incelemesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yasin Alaca]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2020 07:27:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Fuat Başgil]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlerle Başbaşa]]></category>
		<category><![CDATA[kitap incelemesi]]></category>
		<category><![CDATA[ordinaryus]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasinalaca.com.tr/?p=126</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="800" src="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/genclerlebasbasa.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="" loading="lazy" srcset="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/genclerlebasbasa.jpg 800w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/genclerlebasbasa-300x300.jpg 300w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/genclerlebasbasa-150x150.jpg 150w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/genclerlebasbasa-768x768.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div>GENÇLERLE BAŞBAŞA KİTABININ KÜNYESİ Adı                             : Gençlerle Başbaşa Yazarı                        : Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil Kitabın Yayınevi      : Yağmur Yayınları Kitabın Dili               : Türkçe Sayfa Sayısı               : 60 Gençlerle Başbaşa’ya Dair ‘Çalış genç arkadaşım çalış, namerde muhtaç olmak ölmekten beterdir. Gençliğini eğlenmekle geçiren, yaşlılığını ağlamakla geçirir’ cümleleri ile başlayıp okuyucunun ilk andan itibaren dikkatini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="800" src="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/genclerlebasbasa.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="" loading="lazy" srcset="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/genclerlebasbasa.jpg 800w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/genclerlebasbasa-300x300.jpg 300w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/genclerlebasbasa-150x150.jpg 150w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/genclerlebasbasa-768x768.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div><p><img loading="lazy" class="alignnone size-medium wp-image-127" src="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/genclerlebasbasa-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" srcset="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/genclerlebasbasa-300x300.jpg 300w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/genclerlebasbasa-150x150.jpg 150w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/genclerlebasbasa-768x768.jpg 768w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/genclerlebasbasa.jpg 800w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>GENÇLERLE BAŞBAŞA KİTABININ KÜNYESİ</strong></p>
<p><strong>Adı                             : </strong>Gençlerle Başbaşa</p>
<p><strong>Yazarı                        :</strong> Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil</p>
<p><strong>Kitabın Yayınevi      : </strong>Yağmur Yayınları</p>
<p><strong>Kitabın Dili               :</strong> Türkçe</p>
<p><strong>Sayfa Sayısı               : </strong>60</p>
<h1><span style="color: #ff0000;"><strong>Gençlerle Başbaşa’ya Dair</strong></span></h1>
<p><em>‘Çalış genç arkadaşım çalış, namerde muhtaç olmak ölmekten beterdir. Gençliğini eğlenmekle geçiren, yaşlılığını ağlamakla geçirir’</em> cümleleri ile başlayıp okuyucunun ilk andan itibaren dikkatini çeken ve ‘boyutları küçük ama içeriği devasa büyük’ şeklinde tasvir edilen Gençlerle Başbaşa kitabı ordinaryüs hukuk profesörü Ali Fuat Başgil’e aittir. 1893 yılında dünyaya gelen Ali Fuat Başgil’in ilim adamı, hukukçu ve siyasetçi kimliğine rağmen neden gençleri manevi anlamda eğitici bir kitap yazdığı kitabın giriş bölümünde anlattığı hikayeden ortaya çıkmaktadır. Fransa’daki öğrencilik yıllarında yaz tatili için bir pansiyona yerleşen Başgil, kilise görevlisi olan pansiyon sahibinden dersler almış, önerilen <del><span style="color: #ff0000;">İrade Eğitimi</span> </del>adlı kitaptan <em>‘keşke 18’li yaşlarımda okusaydım, geç kalmışım’</em> diyecek kadar etkilenmiştir.</p>
<p><img loading="lazy" class="alignnone size-medium wp-image-128" src="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/90bb4907-2e5c-49f9-9a33-51ade641b4ea-245x300.jpg" alt="" width="245" height="300" srcset="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/90bb4907-2e5c-49f9-9a33-51ade641b4ea-245x300.jpg 245w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/90bb4907-2e5c-49f9-9a33-51ade641b4ea-835x1024.jpg 835w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/90bb4907-2e5c-49f9-9a33-51ade641b4ea-768x942.jpg 768w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/90bb4907-2e5c-49f9-9a33-51ade641b4ea.jpg 1080w" sizes="(max-width: 245px) 100vw, 245px" /></p>
<p>İrade Eğitimi kitabından etkilenen Başgil, gençliğe bilgi birikimini aktarmak istemiş ve katıldığı gençlik konferanslarından derlediği notları kitaplaştırma fırsatı bulmuştur.<span style="color: #000000;"><del><span style="color: #000000;"><b> Evet, Gençlerle Başbaşa kitabı, yazmak için yazılmamış, yaşantıların ve tecrübelerin kağıda dökülmesi şeklinde oluşmuştur.</b></span></del> </span>Zaten Başgil, ön sözde bunun ihtisas eseri olmadığını, sadece bir rehber olduğunu ifade etmiştir.</p>
<p>Gençliğe sunulmuş olan kitap; gençliğin sorunlarına çare olmak, onları hayatta başarılı olma yolunda karşılaşacakları engeller konusunda bilinçlendirmek, bu sıkıntıları nasıl aşacaklarını göstermek, meslek seçimlerinde önemli bilgiler vermek ve onlara genel konularda nasihatlerde bulunmak  amacıyla kaleme alınmıştır. Gençlerin çalışma şekillerine ve meslek seçimlerine kadar yol gösterici ifadeler içeren kitabın ilk basım yılının 1949 yılı olmasının da ayrı bir önemi vardır. Çünkü bu yıllar savaş yıllarıdır ve savaşlar insanları umutsuzluğa düşüren, kararsızlıklar arasında bırakan, gençliği heba eden dönemlerdir. Türk gençliğinin bu dönemdeki sorunlarını iyi gören Başgil, kötü bir neslin yetişmesine engel olmak istemiştir.</p>
<blockquote><p>            ‘<em><span style="color: #ff0000;">Biliyorum ki bir gencin beklediği ve bir gençten beklenen de muvaffak olmaktır.  Yani mektep sıralarında ise iyi bir surette tahsilini bitirmek, hayata atılmış ise, cemiyet içinde umduğu ve layık olduğu yeri almaktır. Genç arkadaşım! İddiasızca söylüyorum ki, sana burada bu gayeye götürecek en doğru ve en emniyetli yolu göstereceğim. Sen istersen, ondan ötesine, kendin gidebilir ve özlediğin saadeti bulabilirsin’</span> </em>cümlelerinde kendisinin amacının gençliğin ıslah etmek ve onların başarısız olmalarının önüne geçmek olduğunu açıkça söylemektedir.</p></blockquote>
<p>Şunu belirtmekte ayrı bir fayda vardır ki; Ali Fuat Başgil’in yaşantısı böyle bir kitabı yazmaya ehil olduğunu gösterecek sıkıntılar ve ilmi başarılarla doludur. Akademik hayatına bakıldığında ordinaryüs hukuk profesörü seviyesine gelmiştir. Klasik Ferdî Hak ve Hürriyetler Nazariyesi ve Muasır Devletçilik Sistemi, Esas Teşkilat Hukuku Dersleri, Türkiye İş Hukuku, Hukukun Ana Müessese ve Meseleleri, Cihan Sulhu ve İnsan Hakları, Türkçe Meselesi isminde eserleri kaleme almıştır. Siyasal kimliğinde vekillik yapmış, cumhurbaşkanı adayı olmuş ancak tehditler nedeniyle adaylıktan vazgeçmiştir.</p>
<blockquote><p>Kitabın gençliğe, başarılı olmak istiyorsan tembellikten kurtul, çok çalış ve iradene sahip çık mesajı verdiği rahatlıkla söylenebilir. Peki gençlik için tembellik nedir? Hangi arkadaşlar kötü arkadaştır? İrademizle neleri değiştirebiliriz?</p></blockquote>
<p><del><span style="color: #ff0000;">Gençlerle Başbaşa kitabı sadece 60 sayfadır.</span></del> Kitap okumayı sevmeyenlerin çoğunlukta olduğunu düşünürsek okuyucuyu korkutmaması olumlu bir özelliktir. Yazar bilgi birikimini sade bir şekilde yansıtmıştır. Kitabın basım yılı eski olmasına rağmen okuyucuyu yormadığını ve okuyucuda anlam karmaşası oluşturmadığını belirtmekte fayda var. Bu bakımdan yeni nesil okuyucuların da rahatlıkla yararlanabileceği bir eser olarak karşımıza çıkıyor. Kitaba geçersek, Gençlerle Başbaşa 5 bölümden oluşuyor.</p>
<figure id="attachment_129" aria-describedby="caption-attachment-129" style="width: 217px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" class="wp-image-129 size-medium" src="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/ali-fuat-basgil_365586-217x300.jpg" alt="Gençlerle Başbaşa- Ali Fuat Başgil " width="217" height="300" srcset="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/ali-fuat-basgil_365586-217x300.jpg 217w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/ali-fuat-basgil_365586.jpg 289w" sizes="(max-width: 217px) 100vw, 217px" /><figcaption id="caption-attachment-129" class="wp-caption-text">Ali Fuat Başgil</figcaption></figure>
<h2><strong>Gençlerle Başbaşa İlk Bölüm</strong></h2>
<p>Kitabın ilk bölümü Muvaffak Olma Yolunun Tehlikeleri ve Düşmanları’dır. Başgil’e göre gençliğin başarılı olma yolundaki engelleri sırasıyla tembellik, kötü arkadaş ve kötü örneklerdir. Kitapta, haram yollardan servete ve makama ulaşmış olanlara hayvan benzetmesi yapılır ve bunların her devirde olduğu, hayatın tadını bunların çıkarttığı söylenir. Başgil; gençliğin kolay yoldan zengin ya da meşhur olanlara özenip, çalışmaktan vazgeçebilecekleri tehlikesini ince bir şekilde irdelemiştir.</p>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000;">Kitapta ilginç bir eleştiride de bulunulmuştur. Gençliğin önündeki engellere kötü kitap ve kötü hocanın da eklenebileceği ancak bunu çözecek kişinin gençlik olmadığı, sorumluluğun devlette olduğu belirtilmiştir.</span></p></blockquote>
<p>İlk bölümü okurken aile büyüğü ile konuşuyormuş hissi oluştuğunu belirtmek isterim. Özellikle burada Ali Şir Nevai, Yusuf Has Hacip bilgeliğini hatırlatıyor. Dost muhabbetindeymişçesine bir his bırakarak okuyucuyu kendine bağlıyor. Anlatılanların içeriğine bakıldığında ise, iyi bir gözlem yeteneğinin ve birikmiş bir hayat tecrübesinin sonucu olduğu açıkça belli oluyor. Tembel insanların başarısızlık gerçeğinin yanında, günümüzde kötü arkadaşlar yüzünden harap olan hayat hikayeleri çokça dile getiriliyor. Hele ki yazılı ve görsel medyada gençlerin önüne sunulan olumsuz örneklerin gençleri nasıl peşinden sürüklediği gösteriliyor.</p>
<h2><strong>Gençlerle Başbaşa İkinci Bölüm </strong></h2>
<p>Kitabın ikinci bölümünde muvaffak olmanın yolları gösterilmiştir. Tembelliğe, kötü arkadaşa ve kötü örneklere karşı insan ancak iradesi ile engel olabilir tezi öne sürülüyor. Kitapta insan hayatı gemi yolculuğuna benzetiliyor ve irade çok güzel açıklanıyor. Geminin denizdeki yolculuğunda dalgalardan ötürü sallanır, insanın buna yapacak bir şeyi yoktur, ancak insan iradesini kullanarak geminin içerisinde nasıl bir vaziyet alacağını kendisi belirleyebilir. Örneğin güvertede muhabbet de edebilirsin, kömür de taşıyabilirsin, kaptan da olabilirsin.</p>
<p>Kitapta bazı hareketlerin irademiz dışında olduğu belirtiliyor. Kalbin atması gibi fizyolojik hareketler, arının bal yapması gibi doğuştan gelen hareketler(insiyak), sigara içeni görerek sigara içmek gibi taklitten doğan alışkanlıklar(itiyat) ve telkinli hareketler bu gruptadır. <span style="color: #000000; text-transform: initial;">Başgil; kendimizin kararını verip uygulamasına başladığımız hareketleri irade kapsamına alıyor ve birçok örnekle bunu açıklamaya gayret gösteriyor. Taşı gediğine oturtmak tabirine uyarcasına okuyucularının bilgiyi kavramasını sağlıyor. </span></p>
<h2><strong>Gençlerle Başbaşa Üçüncü Bölüm </strong></h2>
<p>Üçüncü bölüm kitabın normal seyri dışında olup teorik bilgiler içeriyor. Başgil; <span style="color: #ff0000;"><strong><em>&#8220;kişinin karakterini değiştirmesi, en azından kötü huylarından vazgeçmesi mümkün müdür&#8221;</em></strong></span> sorusunu yönelterek literatürde bunlara verilen mümkündür ya da kesinlikle değildir şeklindeki cevapları anlatıyor. İnsan huyu değişmez tezinin önemli örneği olan Cebriyeciler adlı İslami felsefeyi sert bir şekilde yeriyor. Başgil’in görüşü sentez niteliği taşıyor.</p>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000;">Ona göre; huylarımızın bazılarını değiştirmek mümkündür, bazılarını değildir; irsi huylarımızı değiştiremeyiz; bunlara ne ilim, ne medeniyet, ne de terbiye ve ahlak nüfuz edemez; mizaca bağlı huylar ise iyi bir irade ile değiştirilebilir; bunları değiştirme yolunda spordan ve musikiden yararlanılabilir.</span></p></blockquote>
<p>Başgil’in en güzel tespitlerinden birisi de alışkanlıklar ile ilgilidir. Ona göre alışkanlıklar  zamanla oturur ve mücadele edilmesi zor olmaya başlar. Bunun içindir ki, kötü bir huya saplanıp da sonradan onunla mücadele etmek yerine hiç başlamamak daha daha hayırlı daha kolaydır. Bölüm; yazarın babacan ve içten uyarısı ile sona eriyor:</p>
<blockquote><p><em style="color: #ff0000; background-color: #efefef; font-size: 15.4px; text-align: center; text-transform: initial;">Genç okuyucum! Alışkanlıklara doğru atacağın ilk adıma dikkat et. İyice düşün ve iradene sahip ol. Kötülük yolunun çamuruna basmamağa çalış.  Ta ki sonra ayağını yıkamak zahmetine katlanmağa mecbur olmayasın. Kumar masasında meyhane köşelerinde, kahve ve peykelerinde ömür geçiren nice bedbaht görürsün ki, bunlar hep ilk adıma kurbandırlar. Unutulmamalıdır ki terbiyenin bir rolü düşmüşü kurtarmak ise bir rolü de düşmemişi kurtarmaktır.’</em></p></blockquote>
<h2><strong>Gençlerle Başbaşa Dördüncü Bölüm </strong></h2>
<p>Dördüncü bölümde çalışmanın önemine değiniliyor  ve tembellik kötülüklerin anası olarak gösteriliyor. Başarıya ve temizliğe ancak çalışma ile ulaşılabileceği söyleniyor. Bir sunum şeklinde ilerleyen bölümde verimli, sistemli, metotlu çalışma tanıtılıyor. Gençlere bu bölümde yapılan en büyük nasihat yapılan işi sevmek gerekliliği üzerine oluyor:</p>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000;"> <em>‘Genç arkadaşım! Sana senden yakın kimse yoktur. Kendini kendin bil ve tanı! İşini mesleğini kendine göre seç. Ta ki o iş üzerinde severek çalışabilesin. Çünkü sevmediğin bir işte çalışamazsın, onun esiri olursun’</em> </span></p></blockquote>
<p>Yazar, uyarısını baba zoruyla hukuk okumuş ancak şu anda opera sanatçılığı yapan bir kişiyle konuşmasından bahsederek destekliyor. Günümüzde ailelerin öğrenciler üzerinde meslek seçiminde etkili olduklarını ve mutsuz bir çalışan portresi oluştuğunu düşünürsek, yaklaşık 70 yıl önce yazılmış eserin içeriğinin ne kadar faydalı olduğunu anlatmak için ekstra bir çabaya gerek kalmayacaktır. Başgil bu bakımdan övgüyü fazlası ile hak ediyor.</p>
<h2><strong>Gençlerle Başbaşa Son Bölüm </strong></h2>
<p>Son bölümde; işi yarıda bırakmamak, işi ertelememek, istikrarlı çalışmak, tembellik etmemek, yalnız tek işe odaklanmak, ortam seçiciliği yapmamak, zaman seçiciliği yapmamak, anadili iyi öğrenmek gibi kurallardan bahsediliyor.</p>
<blockquote><p><span style="color: #ff0000;">Başgil; kitabını Mesnevi tadında bitirerek arkadaşım dediği gençlere  öfkeliyken karar verme, dilini tut, kısa ve öz konuş, kimsenin cehaletini yüzüne vurma, dost kazanmak için cömert ol, gençliğinde iyi arkadaş kazan, ahlakını güzel tut gibi nasihatlerde bulunuyor.</span></p></blockquote>
<h3><strong><em><span style="color: #ff0000;">Sonuç Olarak; </span></em></strong></h3>
<p>Gençlerle Başbaşa kitabı bittiğinde bu kadar az sayfa ile ancak bu kadar çok şey anlatılabilir düşünesi insana hakim oluyor. Aslında Gençlerle Başbaşa bir kişisel gelişim kitabı olarak da görülebilir ancak bunu günümüzde merdiven altında seri üretilmiş sıradan ve sıkıcı kişisel gelişim kitapları ile karıştırmak gerekiyor. Çünkü her sayfasında tecrübe ve tarih kokan kitap incelikle hazırlanmış, örnekler de insana dokunacak şekilde seçilmiştir. Yazarın dostane üslubu ve seçilen konuların önemi dikkate alındığında kitap bu zamana kadar olduğu gibi bundan sonra da okuyucularına ilham vermeye şüphesiz ki devam edecektir.</p>
<p>Kitap; bu zamana kadar yüzlerce bası yapmıştır ve en çok satanlar listesinde yer almaktadır. Eğer ki satış rakamlarından yola çıkarak bir değerlendirme yapılacak olursa, kitabın hak ettiği karşılığı aldığı söylenebilir. Ancak gençler arasında kitabın bilinirliğinin az olması, aileler ve öğretmenler arasında beklendiği kadar yaygın olmaması ise üzücüdür. Bu bakımdan; kitabın özellikle ortaokul ve lise düzeyinde derslerde kullanılması, öğrencilere kitaptaki içeriklerle ilgili araştırmalar verilmesi gençlik üzerindeki etkisini artıracak ve olumlu sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Bu bakımdan öğretmenlerimize büyük görev düşmektedir.</p>
<p>Kitap Milli Eğitim Bakanlığı tarafından çeşitli tarihlerde orta dereceli okullarda öğrenim gören öğrencilere tavsiyede bulunulmuştur. Halen Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlan 100 temel eser içerisinde yer almaktadır. Bu kitap için bir övünç kaynağıdır.</p>
<h4><em><strong><span style="color: #ff0000;">Son Söz Niyetine</span></strong></em></h4>
<p>Kitabın herkesin maddi olarak edinebileceği düzeyde ekonomik olması, sayfa sayısının azlığına rağmen okuyucuda derin hisler bırakması,  herkesin kitapta kendisine pay çıkarabileceği nasihatler bulabilmesi, kitabın özveri ile hazırlanmış olması, geçmişten gelip geleceğe seslenmesi, tahlillerinde öngörülü ve isabetli olması gizi özellikleri, ona sahip olmamız için yeterlidir. Bu nedenle herkesin kütüphanesinde bir Gençler Başbaşa (online ya da PDF de bulunabilmektedir) kitabı olmalı ve belirli periyotlarla onu okumalıdır.</p>
<p><a href="https://www.yasinalaca.com.tr/koro-filmi-bir-egitim-yapimi/">Öğretmenlerin</a>, velilerin, eğitim alanında faaliyet gösteren diğer kişilerin ve elbette öğrencilerin bu kitabı mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Gençlerle Başbaşa, içsel bir değerlendirme ve sorgulama imkanı veriyor. Kitabı özümseyerek okuyanların hayattaki birçok hatayı fark edebileceğine, olumsuz davranışı olanların buna savaş açacağına, olumlu davranışı olanların da bunu pekiştireceğine eminim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<ul>
<li>MUHARREM BALCI (2018); “Gençlerle Başbaşa Kitabı,” <a href="http://www.muharrembalci.com/kitaplika/77.pdf" target="_blank" rel="noopener">http://www.muharrembalci.com/kitaplika/77.pdf</a>, (Erişim Tarihi: 15.05.2015),</li>
<li>TİD (2013); “Gençlerle Başbaşa’sı Bağlamında Gençlik-Başarı İlişkisi Üzerine Bazı Mülahazalar,”<a href="http://www.tid.web.tr/ortak_icerik/tid.web/155.Say%C4%B1/11%20Vural%20KAYA.pdf" target="_blank" rel="noopener">http://www.tid.web.tr/ortak_icerik/tid.web/155.Say%C4%B1/11%20Vural%20KAYA.pdf</a>, (Erişim Tarihi: 15.05.2015),</li>
<li>EDEBİYAT FATİHİ (2013); “Gençlerle Başbaşa,” <a href="http://www.edebiyatfatihi.net/2013/07/ali-fuat-basgil-genclerle-basbasa.html" target="_blank" rel="noopener">http://www.edebiyatfatihi.net/2013/07/ali-fuat-basgil-genclerle-basbasa.html</a>, (Erişim Tarihi: 15.05.2015),</li>
<li>KİTAP.YAZAROKUR (2017); “Gençlerle Başbaşa,” <a href="https://kitap.yazarokur.com/genclerle-basbasa" target="_blank" rel="noopener">https://kitap.yazarokur.com/genclerle-basbasa</a>, (Erişim Tarihi: 15.05.2015),”</li>
<li>1000Kitap (2017); “Gençlerle Başbaşa,” <a href="https://1000kitap.com/kitap/genclerle-basbasa--2785" class="broken_link" target="_blank" rel="noopener">https://1000kitap.com/kitap/genclerle-basbasa&#8211;2785</a>, (Erişim Tarihi: 16.05.2015),”</li>
<li>1cay1kitap (2017); “Gençlerle Başbaşa,” <a href="https://1cay1kitap.com/genclerle-basbasa/" target="_blank" rel="noopener">http://1cay1kitap.com/genclerle-basbasa</a>, (Erişim Tarihi: 03.05.2018),</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasinalaca.com.tr/genclerle-basbasa-kitap-incelemesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aylak Adam Kitap İncelemesi</title>
		<link>https://www.yasinalaca.com.tr/aylak-adama-dair-degerlendirme/</link>
					<comments>https://www.yasinalaca.com.tr/aylak-adama-dair-degerlendirme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yasin Alaca]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2020 17:10:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Aylak Adam]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Atılgan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yasinalaca.com.tr/?p=117</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="180" height="320" src="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/WhatsApp-Image-2020-03-25-at-20.03.54-1-e1597131923851.jpeg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="" loading="lazy" srcset="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/WhatsApp-Image-2020-03-25-at-20.03.54-1-e1597131923851.jpeg 180w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/WhatsApp-Image-2020-03-25-at-20.03.54-1-e1597131923851-169x300.jpeg 169w" sizes="(max-width: 180px) 100vw, 180px" /></div>Yusuf Atılgan- Aylak Adam Okumaya olan küskünlüğüme, kitaplığımda sırasını bekleyen Aylak Adam ile son verdim. Kitap, ilk cümlesi ile beni kendine bağlamayı başardı ve gerçekten çok etkiledi: Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi”. Okurken kısmen sıkıldığım, nereye bağlayacak acaba diye düşündüğüm çok zamanlar oldu. Hatta ilk 50 sayfalık dilimde bırakmayı dahi düşündüm. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="180" height="320" src="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/WhatsApp-Image-2020-03-25-at-20.03.54-1-e1597131923851.jpeg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="" loading="lazy" srcset="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/WhatsApp-Image-2020-03-25-at-20.03.54-1-e1597131923851.jpeg 180w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/WhatsApp-Image-2020-03-25-at-20.03.54-1-e1597131923851-169x300.jpeg 169w" sizes="(max-width: 180px) 100vw, 180px" /></div><p><strong>Yusuf Atılgan- Aylak Adam</strong></p>
<p><img loading="lazy" class="alignleft wp-image-118 size-thumbnail" src="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/WhatsApp-Image-2020-03-25-at-20.03.54-1-e1597131923851-150x150.jpeg" alt="" width="150" height="150" /></p>
<p>Okumaya olan küskünlüğüme, kitaplığımda sırasını bekleyen <strong>Aylak Adam</strong> ile son verdim. Kitap, ilk cümlesi ile beni kendine bağlamayı başardı v<em>e</em> gerçekten çok etkiledi: <strong>Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi”.</strong></p>
<p style="text-align: left;">Okurken kısmen sıkıldığım, nereye bağlayacak acaba diye düşündüğüm çok zamanlar oldu. Hatta ilk 50 sayfalık dilimde bırakmayı dahi düşündüm. Hem okurken hem de kitap bittiğinde eski sayfalara geri döndüm ve aklımdaki bazı karmaşıklıkları giderdim. Sonuç olarak taşlar yerine oturduğunda <strong>Aylak Adam</strong>, “iyi ki okumuşum” dediğim kitaplardan biri haline geldi ve kitabı incelemenin bir borç olduğunu düşündüm.  Bu incelemeyi kaleme alırken, kitap özetini ve etkilendiğim cümleleri “henüz okumamış olanları” düşünerek en sona koydum. Şimdiden iyi okumalar.<img loading="lazy" class="size-medium wp-image-119 aligncenter" src="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/0001719411001-1-192x300.jpg" alt="" width="192" height="300" srcset="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/0001719411001-1-192x300.jpg 192w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/0001719411001-1.jpg 256w" sizes="(max-width: 192px) 100vw, 192px" /></p>
<p><strong>Kitabın Künyesi: </strong></p>
<p>Kitabın Yazarı: Yusuf Atılgan</p>
<p>Basım Tarihi: 1959</p>
<p>Sayfa Sayısı: 190</p>
<p>Karakterler: C, Ayşe, Güler, B, Zehra Teyze, Şaşı Kadın, Sami</p>
<p><strong>Aylak Adam:</strong></p>
<p><strong>Romana Dair:</strong></p>
<p>Bir kitabın yazıldığı dönem ve yazarının ruh dünyası bilinirse, kitaptan çok daha fazla haz alınacağını düşünüyorum ve 1950’li yıllara gitmek istiyorum. <strong>Aylak</strong> <strong>Adam</strong> romanının yazıldığı yıllarda karşımıza iki edebiyat anlayışı çıkıyor. İlk gruptaki yazarlar, dönemin çalkantılı siyasi hayatından da etkilenerek toplumsal eserler ortaya koyuyor ve vatandaşın sorunlarına eğliyor. Özellikle köylü teması üzerinden yoksulluğun anlatıldığına şahit oluyoruz. Diğer tarafta ise bireyi anlamaya çalışan ve yabancılaşmış karakterlere yönelen romanları görüyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" class="size-medium wp-image-120 aligncenter" src="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/raw_yusuf-agbi_428444872-300x150.jpg" alt="" width="300" height="150" srcset="https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/raw_yusuf-agbi_428444872-300x150.jpg 300w, https://www.yasinalaca.com.tr/wp-content/uploads/2020/06/raw_yusuf-agbi_428444872.jpg 681w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Yusuf Atılgan <strong>Aylak Adam</strong> ile, her iki akımdan da etkilenen, sonuca değil sürece odaklanan bir anlayış geliştiriyor. Çünkü roman toplumsal sorunlardan uzaklaşmadan C’nin yabancılaşan hayatını konu alıyor. Özellikle kentleşmenin sürekli arttığı; mutsuz, amaçsız, plansız bir yaşam sürenlerin çoğaldığı dönemde yazılan roman bunu gayet başarılı bir şekilde yansıtıyor. Burada “yabancılaşma” kavramına da değinmek gerekiyor. Çünkü roman yabancılaşma temasını konu alan yapıtların en önemlisi olan  <strong><span style="color: #993300;">L’etranger’i</span></strong> anımsatıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yusuf Atılgan birçok kez Albert Camus’un L’etranger ’inden esinlendiğini kabul ediyor. Buna rağmen Atılgan’ın acımasızca eleştirildiği yazılara şahit oluyorum. Bana kalırsa bu haksızlık. Çünkü <strong>Aylak Adam</strong>, karakterler ve olay örgüsü bakımından ciddi farklılıklar taşıyor. Ayrıca her bir satırda toplumumuza ait kültürel desenlere yer veriliyor. Fikren esinlenme olabilir ama içerik olarak değil. Neyse…</p>
<p><strong>Bir Karakterden Ötesi: “C”</strong></p>
<p>Aylak Adam’ı anlamak, C’yi anlamaktan geçiyor. C, her biri birbirinin kopyası olan, günlük menfaatler için her türlü yalakalığı yapmaktan geri durmayan insanlar arasında yalnız kalmıştır</p>
<blockquote><p><span style="color: #993300;"><strong><em>“Şehirli erkeğin, kalabalıklar içerisindeki yalnızlığı”.</em></strong></span></p></blockquote>
<p>Onu anlayan, derdini paylaşabileceği hiç kimse yoktur. Yusuf Atılgan, bunu “üç mutfak bir salon” simgesi üzerinden başarı ile anlatıyor. Zira <strong>Aylak Adam </strong>C, hiçbir zaman böyle bir evi, evliliği ya da çocukları olmasını hayal etmiyor. Aslında bu düşünce bir Atılgan portresi olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü yazar birçok çalışmasında kalıp düşüncelere karşı savaşıyor. Buna en yakın örnek olarak “Bodur Minareden Öte” eserini verebiliriz:</p>
<blockquote><p><span style="color: #993300;"><strong><em>“Suyun üstünde yüzen tek tük yarı-donuk yağ boncuklarıyla iğrenç görünüşü vardı. Beş yıllık yaşamımızın özeti gibiydi bu yemek</em></strong><strong><em>”</em></strong></span></p></blockquote>
<p><strong>Aylak Adam</strong>, mutluluk mücadelesini bazen duygusal bazen de tensel motiflerle aktarıyor. C,  bir türlü edinemediği huzuru sokaklarda arıyor. Roman, C’nin hayatına anlam katacak şeyi aramasını konu alıyor. Herhangi bir sonucu olmayan roman, C’nin yaşadıklarıyla okuyucuya psikolojik mesajlar gönderiyor. Atılgan’ın hayatın amacını tutamak ya da düşsel sevda olarak nitelendiriyor ve bu bana Viktor Frankl’ın İnsanın Anlam Arayışı kitabını anımsatıyor. <span style="color: #993300;">Ne diyordu Frankl: İnsanın temel uğraşı haz almak ya da acıdan kaçınmak değil, yaşamında bir anlam bulmaktır.” </span>Nietzsche’nin “<strong><em>Yaşamak için bir neden’i olan, her türlü nasıl’a dayanabilir</em></strong>” sözü de karakter C’yi anlatıyor:</p>
<blockquote><p><span style="color: #993300;"><strong><em>“Ben toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi”</em></strong></span></p></blockquote>
<p>Karakterdeki bu arayış, okuyucuya çeşitli imgelerle sezdiriliyor.  Çocukluk yaşantılarına vurgu yapan Sigmund Freud, C’nin kişiliğinde sanki bizleri selamlıyor. C, çocukluk yılları, bilinçaltı ve şimdiki zaman arasında bir savaş veriyor. Eminim ki Freud da bir roman yazsa idi, baş kahramanı  “C”den farksız olurdu. Çünkü C’nin umursamazlık, dostluk kuramama, bacaklardan çekinme, gerçek sevgiyi arama, tembellik gibi duygu ve davranışlarının sebebi annesizlik, babasının hoyratlığı ve teyzesinin hoşgörüsüne bağlanıyor.</p>
<p>Atılgan, <strong>Aylak Adam </strong>eserinde bilinçaltı göndermelerle Freudyan bir üslup izliyor. Bacaklardan olan korkusunu anımsadınız değil mi? Ya da kulağındaki sızıyı. İşte bunlarda babası ve teyzesi ön plana çıkıyor. Çünkü bacaklardan duyduğu korku, babasının teyzesinin bacaklarını okşamasından geliyor. Kulağındaki sızı, babasının onun kulağını yırtmasına uzanıyor. Yine teyzesine dair sözler C’nin aklına getirilerek duyduğu huzur okuyucuya yansıtılıyor. (Örneğin C. eve getirdiği hayat kadınının kucağında teyzesinin -reçel kıvamına gelince- sözünü anımsıyor.)</p>
<p>Psikoloji eğitimi alanların bildiği üzere Freud, rüya analizlerinde köşe, ev, balkon, kiriş gibi sembolleri kullanıyor. Bilinçaltı, gerçek hayatta da bizi bazı mekanlara sürükleyebiliyor. Kişinin bastırmaya çalıştığı ya da unuttuğu duygular, farkında olmadan onu ustalıkla yönetebiliyor. <strong>Aylak Adam</strong>’da bulunan sinema locaları tam da bunu ifade ediyor. Sinemayı çok sevmeyen, bazı filmler yarıda bırakan, filmlerin çoğunluğuna yalnız gelen C,&#8217;nin düzenli olarak sinemaya gitmesinin altında tek bir sebep yatıyor: Çünkü locadaki hayat kadınını hayatın tutamağı olan teyzesine benzetiyor.</p>
<blockquote><p><strong><em><span style="color: #993300;">Burada Atılgan’ın Anayurt Oteli romanını hatırlatmak isterim. Atılgan, meşhur romanında da Zebercet’in Ankara treni beklemesini bir simge olarak kullanıyor</span>.</em></strong></p></blockquote>
<p>Bilinçaltının davranışları yönlendirmesi başka örneklerle de destekleniyor. <strong>Aylak Adam </strong>C, hiç tanımadığı kadınları öpmek, sürtünmek gibi hayvansı davranışlarını “onların da istediğini düşünerek” yapıyor. Hatta birçok sayfada C’nin çıkarımları gerçekmiş gibi anlatılıyor. Bilinçaltının etkisinde olan C, daha önce hiçbir şekilde görmediği kızların peşinden gidiyor.</p>
<p>Kitabı okurken dikkat etmediğim bazı cümleler kitabın sonunda anlam kazanıyor. Örneğin;<strong><em>“B’nin arkasından gitseydi hikâye bitecekti”</em></strong> yazısının kitabın sonunda anlam kazanıyor. Çünkü Güler ve B arasında tercih yapan C, anlamsızca Güler’i tercih etmiş ve Güler’in düşsel sevdası olmadığını kısa süre içerisinde fark etmişti. (Asıl tutamağı olan B’yi tercih etmiş etse, roman orada bitecekti). Bu anlamda romanın okurken C&#8217;nin hareketlerine çok dikkat etmek gerekiyor.</p>
<p>Hayatın acı tecrübelerini yaşayan, kültürel olarak kendisini diğerlerinden önde gören, kısmen de bu konuda haklı olan C, insanları asla samimi bulmuyor. Kişilerden uzak duruyor ve küçük bazı sebeplerle en yakınlarından bile kopuyor. Bir tabloyu, bir kitabı ya da bir kadeh içkiyi insanlardan daha değerli görüyor. C, bu düşüncesini parasını kullanarak edindiği dostluklarla okuyucuya da ispat ediyor. Parayı gören insanların şekilden şekille girebileceği birkaç misalle ifade ediliyor. Viktor Frankl’ın “en küçük bir merhamet karşısında bile minnet duyuyorduk” dediği gibi, C’nin cüzi paralarını alan kişiler ona her istediğini veriyor. (dilenci, garson, pansiyoncu kadın, avukat, hayat kadını…)</p>
<p>C, herkesin uyguladığı birçok kalıp davranışı da kabul etmiyor. Örnek vermek gerekirse evliliğe karşı çıkıyor. Onu basit ve gereksiz bir tören olarak görüyor. Ayrıca eşya için yaşayanlardan nefret ediyor. Romanın ilk sayfasından son sayfasına kadar bu başkaldırıyı defalarca görüyoruz. Onu Güler’den uzaklaştırıp Ayşe’ye döndüren şeyin altında da bu başkaldırı yatıyor. Çünkü Ayşe, onun gibi düşünüyor ve “elalem ne der” sözünü umursamıyor. Sevgiye ve sanata inanan Ayşe, asla parayı hayatının merkezine koymuyor.</p>
<p>C, roman boyunca kendisini tamamlayacak kişiyi arıyor. <strong>Aylak adam C,</strong> elmanın diğer yarısının B olduğunu fark ediyor ama artık geç kalmış oluyor.</p>
<blockquote><p><span style="color: #993300;">Kendime dair: Buradaki geç kalmışlığı ben de derinden hissettim. Hayat, yanlış zamanda yanlış yerde olmamızın çıkardığı engelleri aşmakla geçiyor.</span></p></blockquote>
<p>Aylak Adam’ın C’si, Tanzimat döneminde zirve yapan, toplumdan kendini soyutlamış tipleri andırsa da onlardan farkı bulunuyor. Efruz Bey, Felatun Bey, Bihruz Bey gibi karakterler elde ettikleri paranın gücüne inanan, şöhretin peşinde koşan ve batıyı kabullenen tipler iken, C parayı önemsiz gören bir karakteri resmediyor.</p>
<p><em><strong>Sonuç olarak;</strong></em> psikolojik romanları seven ve satır aralarından anlam çıkarmayı sevenlerin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum. Eminim ki kitaptaki karakterleri çevrenizdeki birçok kişiye benzetecek ve acı acı gülümseyeceksiniz. Belki de hayatınızın hataları ile yüzleşecek, değer verdiğiniz değersizlikleri bir nebze de olsa fark edeceksiniz.</p>
<p><strong>Kitabın Hikayesi: </strong></p>
<p>Annesini küçük yaşta kaybeden C, babası ve Zehra teyzesi ile büyümüş, gençlik yıllarında her ikisini de kaybetmiştir. Babasından kendisine yüklü miktarda miras kalmıştır. Bu nedenle C, çalışmaz ve gelen kiralarla geçinir. C o kadar aylaktır ki kiraları bile takip edecek hali yoktur ve kendisini kandırdığını bile bile bu işi avukatına yükler. Kitap okur, sinemaya gider ve sürekli gözlem yapar.</p>
<p>C, kentin karmaşası içerisinde çocukluğunda kalan huzuru aramaktadır. Onun duygusal ilişkilerini başlatan da bitiren de bu huzurdur. Öncelikle Ayşe ile aşk yaşayan C, basit bir sebepten Ayşe ile olan ilişkini bitirmiştir. Daha sonra Güler ve B’yi görmüş, sebepsiz bir şekilde tercihini Güler’den yana yapmıştır.</p>
<p>Bir müddet Güler’i gözleyen C, sonunda onunla konuşmuş ve aralarında aşk başlamıştır. C’yi en çok etkileyen iGüler’in mavi gözleridir ve bu gözlerde Zehra Teyze’sini anımsamaktadır. Ancak mavi göz simgesinin yeterli olmadığını çok geçmeden anlayacaktır. Çünkü Güler, onun gibi değildir, iki göz bir mutfağım olsun derdinde olan taşra kızıdır.</p>
<p>Güler’le görüşmeyen C, kafa dinlemek için yazlık kiralamıştır. Ancak kumsalda, hiç de ummadığı bir anda, eski aşkı Ayşe’yi görmüştür. Tekrardan Ayşe ile görüşmeye başlayan C, oldukça güzel vakit geçirse de hayatı monotonlaşmış ve Ayşe’den de uzaklaşmaya başlamıştır. Bunu fark eden Ayşe, mektup bırakarak C’yi terk etmiştir.</p>
<p>Tekrardan evine dönen C, günlerini alkol alarak ve huzuru arayarak geçirmeye devam etmiştir. Bir gün, tekrardan B’yi gören C’nin içerisinde heyecan oluşmuş ve aradığı gerçek kişinin o olduğunu düşünmüştür. Huzurunun peşinden gitmiştir ancak anlık gelişen bazı olaylardan dolayı B’ye yetişememiş ve göz altına alınmıştır.</p>
<p><strong>Spoiler: Beni Etkileyen Cümleler:</strong></p>
<ul>
<li>
<blockquote><p><span style="color: #993300;">Her zaman önünden yürüyen kadının yüzünü görmeden, güzel olup olmadığını, karşıdan gelen erkeklerin gözlerin anlardı.</span></p></blockquote>
</li>
<li>
<blockquote><p><span style="color: #993300;">Bugünün hep tesadüflerle yüklü olduğunu düşünür düşünmez içinden eskiden buradan geçmiş, hatırlasa sevineceği bir şeyi unuttuğu duygusu belirdi.</span></p></blockquote>
</li>
<li>
<blockquote><p><span style="color: #993300;">Bir kadın çocuğu dövdü. Dayak yiye yiye bu şehirde yaşamayı öğrenecekti. Hep tetikte olacaktı. Yasaktı dalgınlık. Daldı mı büyük şehir insanı; kornalar, çanlar, küfürler, gıcırtılar, çarpmalarla kendine geliyordu.</span></p></blockquote>
</li>
<li>
<blockquote><p><span style="color: #993300;">Yorgundu, güçsüzdü. Bu pis dünyada yaşadığı, ona bu yaptığını yaptırdıkları için kızgındı. Bir ağlasaydı! Ama ağlayamazdı.</span></p></blockquote>
</li>
<li>
<blockquote><p><span style="color: #993300;">İnsan kafasında en çirkin yerin kulaklar olduğunu sık sık düşünürdü. Hele arkadan bakıldı mı nasıl gülünçtüler. Anladık, kişi duysun diye vardılar. Ama bir başka biçimleri olamaz mıydı?</span></p></blockquote>
</li>
<li>
<blockquote><p><span style="color: #993300;">Binlerce gazete satılıyor bu şehirde. Örneğin şu yaşlı adam, “FATİH’ TE İKİ EV YANDI” başlığını görüp “iyi ki orada evim yok” diye düşünebilmek rahatlığı için mi okur.  “BİR ADAM KARISINI ÖLDÜRDÜ”, iyi etmiş kim bilir ne namussuzdu. “ÇİN’DE İSYAN”, beter olsunlar kırsınlar birbirlerini. Bize dokunmasınlar da. Bu biz dediği daha çok ben değil mi. Ben, benim, bana, beni. Herkes ben.</span></p></blockquote>
</li>
<li>
<blockquote><p><span style="color: #993300;">Bir bakıma haklı. Hepimiz korkağız. Korktuğumuz için severiz, korktuğumuz için yaşarız, korku yüzünden öldürürüz.</span></p></blockquote>
</li>
<li>
<blockquote><p><span style="color: #993300;">Londralı kasapla İstanbullu kasap dünyaya aynı gözle bakarlar.</span></p></blockquote>
</li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yasinalaca.com.tr/aylak-adama-dair-degerlendirme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
