“Emile ya da Eğitim Üzerine 1762” Özet ve Değerlendirme

Kitabı Adı: Emile ya da Eğitim Üzerine

Yazarı: Jean Jacques Rousseau

Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları

Baskı Yılı:2016

Sayfa Sayısı: 578

 

 

Emile- Ya da Eğitim Üzerine Özeti 

Emile ya da Eğitim Üzerine- Birinci Bölüm: Doğuştan İlk Çocukluk Çağının Sonuna Kadar

İnsan, dünyaya iyi olarak gelir. Ancak kendisi de dahil olmak üzere tüm canlıların ve cansız varlıkların temiz kalmasına izin vermez. Sıradanlıktan uzaklaşır. her şey insanın elinde bozulur. İnsan bir toprağı başka bir toprağın ürünlerini beslemeye zorlar; bir ağacı başka: bir ağacın meyvelerini taşımaya zorlar.” İnsan, kendini bilmeli ve kendi öz değerlerine göre yetişmelidir. Onun özündeki iyilik korunmalı ve bunun yıpranmasına engel olunmalıdır. Bu amaçla çocuk, toplumun ihtiyaçlarına göre değil, kendi ilgi ve yetenekleri dikkate alınarak büyütülmelidir. Çünkü insan dünyaya bazı yetenekleri ile birlikte gönderilir. Bunlara ek olarak çevremizin etkisiyle ve yaşadıklarımızın katkısı ile olgunlaşıyoruz.

Çocuktaki ilk eğitim en önemli olanıdır. İlk eğitim erkeklerin değil kadınların işidir. Tanrının sütü kadınlara vermesi bunun göstergesidir. Eğitiminizde Platon’un Devlet kitabından yararlanın. Bu kitap asla bir siyaset kitabı değildir. En güzel eğitim kitabıdır bu.” Çocuk asker, hakim, savcı olmadan önce insan olmalıdır.

Doğuştan kendilerine verilen yeteneklerini geliştirmeleri ve değerlendirebilmeleri için onların kararlarına saygı duymalı ve özgürce hareket edebilmelerine izin vermeliyiz. Düzgün bir görünüme sahip olan çocuk, kundağa bağlanarak yapılmaz. Hayat nefesten ibaret değildir. Bir çocuğun uzuvlarını sıkan hareketsizlik, baskı kan dolaşımına zarar vermekten, bedendeki sıvı maddelere zarar vermekten başka bir işe yaramaz, çocuğun büyümesine, güçlenmesine engel olur ve beden yapısını bozar sadece.” Yetenekleri kullanmak, alışkanlıkların farkında olmaktır. Alışkanlık, kişilik değildir. Çocuğu her şeyden sakınan anlayıştan uzak durmalıyız. Annelik hislerinde aşırılığı önlemeli, çocukları robot gibi düşünmemeliyiz. Çünkü ne kadar korumacı olursak olalım, çocuk istemediği acılarla tanışacaktır. Olumsuz olaylar onu güçlendirecektir.

Korumacı ailelerin daha çok fiziksel emarelere dikkat kesilirler. Ancak çocuklar için en tehlikeli olanı, psikolojik rahatsızlıklardır. Ailelerin çocuklara uygun olmayan seçimleri, ruhsal karmaşıklığın sebebidir. Çocuğu ümitsizliğe düşüren ve gelecek beklentisini yok eden odur. Doğa çocuklara oldukça iyi gelmektedir. İlk gelişimi zamanlarında temiz havanın katkısı büyüktür. Bu nedenle zaman oldukça onları temiz alanlara götürmeliyiz. Kalabalık yaşantının ruhlarında oluşturduğu enerji düşüklüğünü ancak öyle atlatabilirler. Bakınız,Koro filminin ana karakteri Mathieu)

Eğitimde babanın da etkisi fazladır. Zenginlik, çocukların ihmal edilmesini gerektirmez, bahane de oluşturmaz. Bir baba, dünyaya çocuklar getirdiğinde ve bunları beslediğinde görevinin sadece üçte birini yapmış olur. Türüne bireyler kazandırmak zorundadır, topluma toplumsal insanlar kazandırmak zorundadır, devlete yurttaşlar kazandırmak zorundadır. Bu üç borcunu da ödeyebilecek durumda olan ve ödemeyen her insan suçludur ve borcunun yansını ödeyen belki daha fazla suçludur. Babalık görevlerini yerine getirmeyenin baba olmaya hakkı yoktur kesinlikle.

Anneler, çocuklarını her daim yanlarında tutma davranışından vazgeçmelidir. Hayatla tek başlarına da mücadele edebileceklerini bu şekilde öğrenirler. İnsanlar çocuklarını sadece korumayı düşünüyorlar; yeterli değildir bu: çocuklara yetişkin olduklarında kendilerini korumayı, kaderin darbelerine katlanmayı, sefalete de bolluk ve zenginliğe de meydan okumayı gerektiğinde İzlanda’nın buzları içinde ve Malta’nın yakıcı kayalarında yaşamayı öğretmek gerekir.” Ancak onlarla iletişimi de kesmemek gerekir. Onların konuşmaları, mimikleri, bakışları gibi her şeyi anneleri çözebilir. Bebeğin dişinin çıkması gibi fiziksel süreçler ile konuşma gibi bilişsel süreçlerde annenin rolü önemlidir. Çocuğun gelişimi sürecinden her şeyin zamanında yapılması, öğrenmelerin ve oyunların zamana yayılması yararlıdır. Çocuk gerçek anlamda bilgiyi kendisi yaşayarak öğrenir.

Çocuk, korktuğu nesnelerle yüzleşmelidir. Alışılagelmedik hayvan türlerine bile alışmalıdır. “Çocuk küçükken ıstakoz görmeye alışırsa büyüdüğünde de her hayvana korkmadan bakabilecektir.” Emile, silah sesine de alışmalıdır. O maskelerden korkmasın diye ona önce güzel maskeleri göstereceğim. Zamanla kötü maskelerle tanıştıracağım. Çocuğu yavaş yavaş o kadar hoş olmayan maskelere ve sonunda çok itici figürlere alıştıracağım”

Emile ya da Eğitim Üzerine-İkinci Bölüm: Konuşan Çocuk Çağı

Aileler çocuklara yaklaşırken soğukkanlı davranmalıdır. Çocuğun başına gelen olumsuz olaylarda panik yapmak, onun olaya bakış açısını daha da kötüleştirecektir. “Düşerse, başında bir şişlik olursa, burnu kanarsa, parmağını keserse telaşla çevresinde dolaşacağıma hiç değilse bir an için sakin kalın. Yaralandığında ona sıkıntı veren, yaradan çok korkudur”.  Unutulmamalıdır ki acılar, çocuk için gereklidir ve böyle gelişecektir. Çocuk hayatın gerçeklerini bilmeli, bu acıyı fark etmeli, ona hayallerden ibaret bir hayat gösterilmemelidir. Özgür bırakılan çocuklar kendini öldürmez, sakatlamaz.

Çocuk, orta mizaca sahip olmalıdır. Her şeye tamam diyen bir uysallık iyi değildir ancak her şeye karşı çıkan ve emredici kişiliğe sahip olmak da kötüdür. Her insan; birbirine ihtiyaç duyduğunu, beraber yaşamanın gerekli olduğunu ancak birinin emri altına girmenin yanlış olduğunu bilmelidir. Bu hem yetişkinler hem de çocuklar için böyledir.

Çocukların hareketlerine karışmak onun özgürlük alanını kısıtlar. Onu kendi halinde bırakmamız, büyüyüp gelişmesi için yeterlidir. Ayrıca çocuklar ağlayarak çeşitli şeyler ister. Ağlasa bile çocukların her isteğine olumsuz cevap verilmemelidir. Bu onların şımarmasına ve dolayısı ile hayatlarının mahvolmasına neden olur. “Ağladığı müddetçe yanına hiç sokulmam; susar susmaz yanma giderim. Ve kısa süre sonra beni çağırma biçimi susmak olur ya da olsa olsa tek bir çığlık olabilir. Bu nedenle onların isteyip istemediğine değil, ihtiyacı olup olmadığına bakmalıyız.

“Çocuğunuzun isteğini istediği için değil ihtiyacı olduğu için yerine getirin. Böylece itaat etmek ve emretmek sözcükleri, ayrıca ödev ve zorunluluk sözcükleri de silinecektir sözlüğünden; ama güç, gereklilik, yetersizlik ve zorunluluk sözcükleri yerlerini korumalıdır bu sözlükte.” İsteklerinin ne ölçüde makul olduğu değerlendirilmeli, uygun olmayan istekler karşısında net bir tavır sergilenerek bunun olmayacağı bildirilmelidir. “Reddetme konusunda aşırıya kaçmayın ama, reddettiğinizde de kesinlikle geri dönmeyin.” İstekler geçiştirilmemeli, karar ne ise ötelemeden uygulanmalıdır.

Henüz bu dönemde çocuğa analiz, muhakeme, mantık gibi becerileri yüklemeye çalışmayın, böyle bir yetenek de beklemeyin. Bununla bağlantılı olarak onları zararlı alışkanlıklardan korumanın yolu onlara açıklama yapmak, anlatmak, çözümleme yapmalarını beklemek değildir. Vakitlerini değerlendirebilecekleri, dikkatlerini çeken başka bir alana yönlendirmeliyiz. “Emile ’in ne özel bir yastığı ne sepet arabası ne korkuluğu ne de normal bir arabası olacaktır, Çocuk havasız bir odada pinekleyeceğine her gün açık havaya çıkarılmalıdır. “ Bu yaşlarda bilgiye yoğunlaşma büyük hatadır. Bu öğrencinin bıkmasına ve kendisini yeni öğrenmeler bakımından kapatmasına neden olur. Eğitimler yaşa uygun olmalıdır. “Bütün çocuklara Lafontaine’in fablları öğretiliyor ama hiçbiri anlamıyor bunları; çünkü bu fabllardaki ahlak dersi yaşlarına göre o kadar karışık ve orantısızdır ki onları erdemden çok ahlaksızlığa götürür.”

Öğretmen öğrenci ilişkisi önemlidir. Öğretmen; sade, doğal, kendine güvenen, dersleri örneklerle zenginleştiren, tutamayacağı sözleri vermeyen, verdiği sözleri de yerine getiren bir kişi olmalıdır. “Onlara kesinlikle hiçbir emir vermeyin, kesinlikle hiçbir konuda emir vermeyin. Hatta onların üstünde en küçük bir nüfuzunuz olduğunu bile hissettirmeyin. Sadece kendisinin zayıf, sizin güçlü olduğunuzu bilsin.”

Çocukların oynamasına izin verilmeli, öğrenmeye karşı istekleri arttırılmalı, uyku sürelerine dikkat edilmeli ve her türlü deneyime açık olmaları sağlanmalıdır. Nitekim bu kurallara riayet edilerek yetiştirilen Emile; cömert, paylaşımcı, dirayetli, vicdanlı, mütevazi, soğukkanlı bir kişiliğe sahip olmuştur. “Çocuğunuz dokunduğu her şeyi bozuyor ya da kırıyor: hiç kızmayın; bozabileceği ya da kırabileceği şeyleri uzak tutun ondan. Kullandığı mobilyaları kırıyor: yenilerini koymakta hiç acele etmeyin; mahrumiyetin acılarını ve sıkıntılarını çeksin. Odasının camlarını kırıyorsa gece gündüz rüzgar altında kalsın. Nezleye tutulacağından endişe etmeyin; deli olacağına nezle olsun daha iyi”

Emile ya da Eğitim Üzerine-Üçüncü Bölüm: İlk Gençlik Çağı

İnsanın zekası sınırlı olduğundan, diğer insanların becerilerini fark edemeyebilir. 13 yaşlarında olan çocuk; dış dünyaya karşı oldukça ilgilidir, meraklıdır, gözlemcidir. “Havadan ve mevsimlerden çok az etkilenir ve doğuştan getirdiği sıcaklık giysi yerine geçer ve iştahı da çeşnilerin yerini tutar” Bu dönemdeki yaşantıları onların gelecekteki durumlarını etkiler. O yüzden yaşanacaklara karşı çocuklar uyarılmalı, zor bir durumla karşılaştığında nasıl davranması gerektiği yönünde rehberlik etmeliyiz.

Bu dönem hatalar olabilir, ebeveyn ve eğitimciler olarak hatalara karşı daha sakin kalmalı, sert tavırlar yerine kendi kendine yanlışın ne olduğunu anlaması için yeterli zaman verin. Eğer çocuk yaptığı hatayı kendisi fark etmez ve sizin eleştirinizle irkilir ise onun yanlış olduğunu asla özümseyemez. Çocuk neyi seviyor ve neye ilgi duyuyorsa onu yapsın, Bir konuda onları zorlamamalıyız. Çünkü zorlama çocuğu yorar ve dikkatini verimli kullanmasına engel olur.

Çocuğa öğretilecek şeylerin yaşına ve yeteneğine uygun olmasına özen gösterin. Onun bilginin gerçeğiyle tanıştırın. Güneşin doğduğunu, kutupları, basit fizik kurallarını görerek öğrensin. Çocuğa kesinlikle anlayamayacağı şeyler söylemeyin. Betimleme, belagat, mecaz, şiir kesinlikle gerekli değildir çocuğa.” “Şehirden ormana bakıp astronomi öğretmektense ormanın içine girip, kaybolup gölgelerden ormanın güneyindeki şehre ulaşmak daha öğreticidir.”

Çocuklara fayda, toplumsal bağ, meslek grupları gibi konularda yeterince bilgilendirin. Zamanını iyi değerlendirmesi için uğraş verin. Artık fikirleri analiz edebilme ve karşılaştırabilme yeteneğine sahiptir. Bu gücünde yararlanarak bilişsel anlamda kendini geliştirmesini sağlayın. “Çocuklardan, belli belirsiz bir biçimde kendi iyilikleri için olduğu söylenen şeyleri yapmalarını beklemek aptalca bir tavırdır, çünkü onlar bu iyiliğin ne olduğunu bilemezler.”

Emile ya da Eğitim Üzerine- Dördüncü Bölüm: Buluğ

Kişiliğin oluşma evresidir.  Çocukluk bitmek üzere olduğunda çeşitli krizler ve buhrana görülebilir. Bunlar anlık olarak değerlendirilse bile etkileri gelecek yıllarda sürer. Çocuğun mizacında belirgin değişimler görülür. Sinirlilik, taşkınlık, hassasiyet, sebepsiz üzgünlük, kendisini yalnız hissetme, değersiz görme gibi ruhsal değişimler yaşanır.  “İçi sürekli kaynar ve neredeyse disiplin altına alınamaz. Kendisini yatıştırmak isteyen sesi duymaz: kükreyen bir aslan olur; rehberini tanımaz, yönetilmek istemez artık kısacası.”

Fiziksel anlamda farklılaşma meydana gelir. yanaklarında biten yumuşak ve seyrek tüyler esmerleşerek olgunlaşırlar. Sesi değişir” Eğitimcinin tam da bu krizlerin yaşandığı dönemlerde tetikte olması ve kontrolü elinde tutması gerekmektedir. “Cevaplarınız her zaman ciddi, kesin, kısa ve duraksamalara meydan vermeyecek şekilde olmalıdır. Doğru olmaları gerektiğini söylemeye bile gerek duymuyorum.”

Çocuk, çevresi ile iletişime geçtikçe kıskançlık, kin, hırs, aldatma, yalan, haşinlik gibi sıfatlar edinir. İnsanın doğuştan gelen iyilik halinin devam etmesi, ihtiyaçların az olması halinde devam eder. Ancak çocuklar sosyal çevrelerinden alışkanlıklar edinirler. Büyüklerinin yalan söylediğini gören çocuklar yalan söyleyebilir. Bu nedenle onların çevresindeki insanların buna uyup uymadıklarından emin olunmalıdır. Çocukların masumiyetlerinin korunması için tek yol vardır bence; çevresindekilerin onlara saygılı olmaları ve onları sevmeleri. Aksi taktirde bütün yapay tavırlar eninde sonunda kendilerini yalanlayacaktır”

Çocuğa, karşı dürüst olunmalıdır. Bir bebeğin nasıl dünyaya geldiği yönündeki soruş en çok karşılaşılan sorulardandır. Çocuk merak etmektedir ve bilgiyi araştırmaktadır. Bir annenin “anneler çocuklarını işiyorlar” şeklinde sözü en azından çocuğun cevap ihtiyacını karşılamaktadır. İleride mutlaka öğrenecekleri bir şey için onları susturmak nafiledir.

Eğitimi ideal bir şekilde olmuş bir genç için dostluk, aşktan önce gelmelidir. “Erken dönemde yozlaşan, bozulan ve kadınlara ve sefahate teslim olan gençlerin insanlık duygularından uzak ve merhametsiz olduklarını her zaman gözlemlemişimdir…”

Çocuk, çevresinden görerek bazı duyguları edinir. Çocuğun kendisininkilere benzer acılarla boğuşan insanların olduğunun bilmesi onun merhametli, sevgi dolu, vicdanlı olmasını sağlar. “İnsanın doğasında kendini kendisinden daha mutlu olanların yerine koyması diye bir şey yoktur, sadece kendilerinden daha fazla yakınanların yerine koyarlar.”  Ancak süreli benzer acıları çeken kişiler gösterilirse bu çocukta duyarsızlığa neden olur, bu yüzden ara sıra tanık olması daha iyidir. “Dolayısıyla öğrenciniz insanın kaderini ve insanların sefaletlerini tanısın ve bilsin; ama çok sık tanık olmasın bunlara.” Bu yaşta çocuklara yaparak yaşayarak öğretin, nutuklardan uzak durun. Teorik bilgilerden kaçının. Onların yetişkinliğe vardığını unutmayın, çocukmuş gibi davranmayın. Eski yaşantılar ile yeni yaşantılar arasında köprü kurmayı, kötü alışkanlıkları terk edip iyi alışkanlıkları devam ettirmeyi öğretin.

Emile ya da Eğitim Üzerine-Beşinci Bölüm: Genç Adam- Hayata Giriş

Şimdi gençlik çağının son dönemine girmiş bulunuyoruz. Ama henüz çözüm noktasına gelmedik. Erkeğin yalnız olması iyi değildir. Emile erkektir; ona bir eş bulacağımızı vaat ettik, bulmamız gerekir Bu eş Sophie’dir. “

Erkek, yaşamın birkaç evresinde erkek olmakla yükümlüdür. Ancak kadın, gençlik dönemini geçirdikten sonra hep kadındır. Kadın güzel görünmek ister süslere meraklıdır. Bebeklerle oynar, kıyafetini değiştirir. Kadın sadakatli, mütevazi, saygılı, vicdanlı olmalı ve çevresinde de böyle bilinmelidir. Erkek kendi başına yaşayabilirken, kadının hayatına devam etmesi bir erkeğin bulunmasına bağlıdır. Kadınlar Spartalı kadınlar gibi kudretli bir kişiliğe sahip olmalıdır.

Kadınların ön planda tutulan özelliği uysallıklarıdır. Bu nedenle kadın her şeyden önce kendi yapısından dolayı uysallığı öğrenmelidir. Haksızlıklara karşı susmayı, katlanmayı, itaati önemlidir. Onların münasebetsiz sorularına karşı çok sert bir tepki verilmelidir. Kadınlar, kocalarının dinlerinden olmalıdır.  Kadın dış dayatmalara göre değil, kendi zevklerine göre giyinebilmelidir.  Kızlar kendilerine tanınan özgürlüğü her zaman suiistimal ederler; her şeyde ifrata kaçtıklarından oyunlarda da erkek çocuklardan daha fazla taşkınlık gösterirler; bu da sözünü ettiğim sakıncalardan ikincisidir. Kızların bu taşkınlığının dengelenmesi gerekir çünkü kadınlara özgü birçok kusurun tek nedeni budur.”

Kadınlarda kimsenin sonradan öğrenemeyeceği, onlara doğuştan verilen kandırma, hazırcevap, hızlı kavrama ve detaylı inceleme gibi özellikler mevcuttur. “kadının o iki erkeği aldatma konusunda göstereceği beceriye hayran olursunuz … onları öyle bir hale getirir ki her biri ötekine güler. Bu kadın her birine aynı güveni verseydi ve her biriyle aynı şekilde samimi olsaydı, bunlar onun eğlenceleri olabilir miydi? Her ikisine de eşit davransaydı kendi üzerinde aynı haklara sahip olduklarını göstermiş olmaz mıydı?” Kadınların ahlaklı olması, onların ahlakı öğrenmeleriyle değil, ahlaktan yarar sağlamaları ile mümkündür.

Emile ile babası, uygun bir gelin adayı için çıktıkları yolda, yağmurlu bir günde, Sophie ile karşılaşırlar. Sophie, kadında olması gereken tüm özellikleri barındırmaktadır. Sophie özenle büyütülmüştür, karakteri iyidir, hassastır, duyarlıdır, süslenmeyi sever, biçki ve dikişi erinde anlar, dine inanır, güzel değildir ama etkileyicidir. Emile, Sophie’ye aşık olur ve evlenirler. Bu mutluluklarının devam etmesi, evli iken aşklarını sürdürmeleridir.

Evlilik ebeveynlerin rehberliğinin de sona ermesi demektir. Çünkü artık rehberlik görevini eşler yürütecek ve birbirlerine destek olacaklardır. Erkek kadından üstün olmalıdır, evde ise hükümranlık sürmelidir. Erkek kendinden aşağı bir kadınla evlenirse doğal düzen ve sivil düzen uyuşur ve her şey yolunda gider. Tersine kendinden yüksek biriyle evlenirse erkek kendi hakkı ve kadına karşı minnettarlığı arasında kalır, nankör olur ya da hor görülür.”

Kitabın özeti ile ilgili Abdullah Köktürk’ün Academia’daki çalışmasını önemli buluyorum ve incelemek isteyenler için buraya bırakıyorum.

Emile ya da Eğitim Üzerine-Değerlendirme:

Emile ya da Eğitim Üzerine

Emile ya da Eğitim Üzerine, çocuk eğitimi üzerine ailelere temel prensipler vermeyi amaçlamaktadır. Çocuğu bir deney malzemesi gibi düşünerek tüm doğru ve yanlışları ailelere göstermeyi amaçlamaktadır. Bu bakımdan kitap belli düşünce kalıpları üzerine inşa edilmiştir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

 

 

  1. Emile ya da Eğitim Üzerine çocukluk döneminin özel oluşuna vurgu yapmaktadır. Çocukluk dönemi, kendi özellikleri olan ve kendi içerisinde yaşanılması gereken bir dönemdir. Aileler, çocukluk dönemini dizayn ederken çocuğun geleceği üzerinden hareket etmemeli, öncelikle onun çocukluğunu gerektiği gibi yaşamasını sağlamalıdır.
  2. Aileler çocukluk döneminin ne kadar önemli olduğunu bilmeli ve ona göre davranmalıdır. Bu dönemin fiziksel, psikolojik ve sosyolojik olarak en önemli gelişim evresi olduğu unutulmamalı, çocuğun varoluş sürecine katkı sunulmalıdır.
  3. Emile ya da Eğitim Üzerine, ahlaki eğitime yaş sınırı çizmektedir. 12 yaşına kadar çocukta ahlak gelişimi başlamadığından bu yaşa kadar ahlak eğitimi verilmemelidir. Çünkü çocuk bu dönemde kendisine verilen bilgiyi doğrudan taklit edecek; anne, baba ya da öğretmenin ahlaki yargısını olduğu gibi kabul edecektir. Ne yazık ki bu durumda çocuğun bireysel ahlaki değerleri oluşmayacaktır.
  4. Emile ya da Eğitim Üzerine; yaparak ve yaşayarak öğrenme modelini baz almaktadır. Ona göre toplum ve olguların yanısıra doğa da en önemli öğreticilerden birisidir. Öğretmen, eğitimin önemli bir parçası olmasına rağmen komuta tamamen onda olmamalıdır. Rehberlik yapmalı, çocukların kendi kendine kavraması amaçlanmalıdır.
  5. Emile ya da Eğitim Üzerine, çocukluk dönemini kendi içerisinde dört döneme ayırmakta ve ön çocukluk, çocukluk, ön ergenlik ve ergenlik olarak sıralamaktadır. Her dönemin kendi nitelikleri vardır ve aileler buna uygun davranmalı ve teşvik edici olmalıdır.
  6. Çocuğun içerisinde bulunduğu topluma aidiyet duygusu hissetmesi önemlidir. Sosyal ve toplumsal sorumluluklar almanın gerekliliğini bilmelidir. Ülkesinin değerlerini bilmeli, gerektiğinde uluslararası yolculuklar yaparak değerlerini kıyaslayabilmelidir.
  7. Emile ya da Eğitim Üzerine kitabının temel felsefelerinden birisi de din seçiminin çocuğa bırakılmasıdır. Çocuğa küçük yaştan itibaren din dayatılmamalı, din eğitimi verilmemeli, uygun yaşa geldiğinde önündeki seçeneklere göre kendisi karar verebilme özgürlüğüne sahip olmalıdır.

Emile ya da Eğitim Üzerine kitabının beni en fazla etkileyen bölümü ilk bölümü oldu. İlk çocukluk dönemini konu alan ve eğitimin başlangıcını içeren görüşler oldukça ilgi çekiciydi. Bunları şöyle sıralayabilirim:

Emile ya da Eğitim Üzerine çalışmasının birinci bölümünde öncelikle her insanın kendisine has özelliklerinin olduğuna ve hayatı bunun üzerine inşa etmenin gerekliliğine vurgu yapılıyor.

Bir ağacın başka bir ağacın meyvesini taşıması metaforu ile vurgulanan bu hususla, çocukların ilgi ve yetenekleri dışındaki şeylere zorlanmasının onu bozduğu belirtiliyor.

Burada bireysel farklılıkların önemine değindiğini düşünüyorum. Dünyamız, farklılıklarla birlikte güzel ve eğitim herkesin benzeşmesi üzerine değil farklılıkların zenginlik olduğunun fark edilmesi üzerine kurgulanmalıdır.

Yazar anne ve baba rollerinin ilk çocukluk dönemindeki etkisi üzerinde duruyor. Hem annenin hem de babanın rollerinin nasıl olması gerektiğine ve çocukla kurulan bağın onun eğitim hayatını nasıl etkilediğini anımsatıyor. Bu kısmın John Bowlby’nin bağlanma kuramı ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Emile ya da Eğitim Üzerine kitabındaki “çocuğun hangi şartlarda ebeveynlerine güvenebileceği ve sağlıklı iletişim geliştirileceğine” dair açıklamaların önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü sağlıklı bir bağlanma yaşamayan bireyler; ilerleyen zamanda çevre duyarlılığı, ilgiyi keşfetme, bağımlı olma gibi konularda dezavantajlı olmaktadır.

İlk bölümün benim için önemli olan kısımlarından birisi de korumacı aile yapısıdır. Buradaki anlatımları mesleki gelişim kuramcılardan Ann Roe’nun aile yapıları ile ilişkilendirdim. Korumacı aile, çocukların meslek seçiminde kendi isteklerini ikinci plana atmasına, ödül odaklı mesleklere yönelmesine sebep olmaktadır. Bu da ne yazık ki onların iç dinamiklerinin yeterli şekilde kullanılmaması anlamına gelmektedir. Çünkü kendi ayakları üzerinde duramayan bağımlı gençler, ilk başarısızlıkta karamsarlığa bürüneceklerdir.

Emile ya da Eğitim Üzerine, ilk bölümde çocuklara verilen özgürlük konusu ile de dikkat çekiyor. Erik Erikson’un psikososyal gelişim kuramına paralel açıklamalar içeriyor. Çünkü anne ile bağ kuramayan çocuklarda güvensizlik oluşmaktadır. Yazarın da dediği gibi çocuklar kısıtlanmamalıdır. Bu onlarda suçluluk duygusunu doğurur ve yaratıcılıklarını etkiler. Yaptıkları ve sordukları karşısında utanç duymaları, onu yeni yaşantılar konusunda geri çeker. Çocuğun üretkenliğini etkileyen bu durumlara ısrarla vurgu yapılmasını değerli buluyorum.

Emile ya da Eğitim Üzerine, çocuğun sosyal çevre içerisinde öğrenmesine vurgu yapıyor, korkular ve acılara karşı aşamalı duyarsızlaştığını belirtiyor. Birinci bölüm çocuk gelişimi ekseninde benim dikkatini çekmektedir. Gerçekten de ülkemizde böcekler, yılanlar, köpekler gibi canlı varlıklar, çocukları korkutmak için kullanılmakta ya da çocuklar onlardan uzak tutulmaktadır. Bu durum çocuğun doğa sevgisine zarar vermekte, bazen de onları fobi edinmelerine neden olmaktadır. Çocuklar kendi başlarına bir korku ile karşılaştıklarında ne yapacaklarını bilememektedir. Bu nedenle çocukları olağan varlıklara karşı duyarlı yetiştirme tavsiyesini mantıklı buluyorum.

Emile ya da Eğitim Üzerine yazarı Jean Jacques Rousseau kendi düşüncelerini ortaya koymasına rağmen  birçok farklı yaklaşımdan etkilenmekte ve onlara katkı sunmaktadır. Özellikle birinci bölüm birçok akımdan izler taşımakta ve bir nevi derleme görevi üstlenmektedir. Bu nedenle Emile ya da Eğitim Üzerine kitabının birinci bölümünün en değerli kısım olduğunu düşünüyorum. Çünkü Emile ya da Eğitim Üzerine çalışmasının ilk bölümü,  çocuklara yönelik davranışlar bakımından Adler’i, çocukluk yaşantılarının önemi bakımından Freud’u, yeteneklere vurgu yapması bakımından Daniel Golman’ı, yaparak yaşayarak öğrenme stratejisi bakımından modern eğitim sistemlerini, John Dewey temelli eğitim sistemini, doğa ile iç içe olma bakımından Köy Enstitülerini hatırlatmaktadır.  

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.