Dokuzuncu Hariciye Koğuşu- Karakter İncelemesi

Kitap İsmi: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

Kitap Yazarı: Peyami Safa

Kitap Kahramanı ve Kitap Hakkında Kısa Bilgi

Türk edebiyatının yazma tutkusuna sahip yazarlarından biri olan Peyami Safa’nın en önemli eserlerinden birisi olan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, otobiyografik bir özellik taşımaktadır. Roman; Peyami Safa’nın Cumhuriyet Gazetesindeki köşesinde yayınladığı parçaların birleştirilmesinden oluşmaktadır. Gazetedeki yayın dizisi Peyami Safa’nın mektupları ile son bulsa da, bu mektuplar daha sonradan romandan çıkarılmıştır.

Kendi hayatını okuyucusuna işlemek isteyen Peyami Safa, romanda birinci ağızdan anlatma tekniğini tercih ediyor. Romanda geçen olaylar ve konular; ana kahramanın duyguları ve bakış açısı üzerinden anlatılıyor. Henüz 15 yaşında olmasına rağmen, son 7 yıldır ayağındaki kemik rahatsızlığı ile uğraşan hasta çocuk, romanda anlatıcı rolünü üstleniyor. Aşklar, acılar, yoksulluk ve batı düşkünlüğü gibi konular, çocuğun dünya bakışı ile yeniden şekillendiriliyor. Romanın okuyucusu, hasta çocukla dertleşiyormuşçasına bir his yaşıyor. 112 sayfadan oluşan kitapta Serveti Fünun akımı fazlasıyla görülüyor. Süslü ve ağır kelimeler içeren roman, olaylara nadiren yer veriyor ve daha çok düşünce ile tasvirler karşımıza çıkıyor.

Roman, hasta çocuğun klasik pansuman zamanlarındaki hastane gözlemleri ile başlıyor. İlk satırlardan itibaren romandaki tasvirler dikkat çekiyor. Okuyucu, dönemin hastane ortamını, kalabalığı ve rahatsız edici kokuları yüreğinde hissediyor. Saint Exupery Paris’in Küçük Prensi gibi tek başına savaşmak zorunda olan hasta çocuk, muayene ortamındaki yalnızlığını içten ifade ediyor. Yaklaşık 7 yıldır ayağı ile uğraşan genç, doktor malzemelerini ve tavırlarını gayet iyi biliyor.

Romanın İçeriği 

Muayeneden sonuç alamayan hasta çocuk, bunun verdiği üzüntü ile nereye gideceğini bilmez bir şekilde hastaneden ayrılır. Hastalığın kötüye gittiğini annesine söyleyememiş ama annesi onun tavırlarından anlar. Çocukların acısının anne yüreğinde daha da büyüyeceği, bunun da çocuğun acısını arttıracağı okuyucuya aktarılır.

Yaşadığı olumsuzluklara rağmen Küçük Prens gibi güzel yarınlara olan umudunu kaybetmeyen hasta çocuk, Erenköy’deki doktoruna da danışarak olumlu bir şeyler duymayı ister. Buraya gelmişken akrabası olan (tam olarak akraba derecesi belirtilmemiştir) Paşa’nın konağını ziyaret eder. Burada romanın seyri değişir ve daha başka serüvenlere geçilir. Bu aşamadan sonra kemik acısının yerini aşk acısı, yoksulluğun yerini ise görüş farklılıkları alır. Burada Paşa’nın kızı Nüzhet ile görüşen ve vakit geçiren hasta çocuk ona âşık olur. Nüzhet de ona karşı aynı duyguları besler. Nüzhet’in hasta çocuktan 4 yaş büyük olması da bunu engellemez.

Peyami Safa’nın sürgün dolu hayatında olduğu gibi, her şeyin yolunda gittiği anda mutlaka bir sıkıntı doğar. Ailesi Nüzhet’i, Doktor Ragıp ile evlendirmek ister. Özellikle Paşa’nın karısı olan Yenge, bu evlilikte ısrarcıdır. Ragıp’ın yaşına bakmaksızın ailesi için en ideal damat olduğunu düşünür. Hasta çocuk ile Paşa bu konuda aynı görüşü paylaşır ve hasta çocuk bundan gayet memnundur: Yaş farkı olması nedeniyle Nüzhet mutsuz olur!”

Doktor Ragıp meselesi çözülmeden hasta çocuk rahat etmez.  Doktor Ragıp meselesinin kapanmasını bekleyen hasta çocuğun Nüzhet’e olan ilgisi ve onun verdiği karşılık, konak çalışanları tarafından fark edilir. Bunu anlayanlardan birisi de yengedir. Yenge ile Nüzhet bu konuda sık sık tartışır ve bu tartışmaların birinde hasta çocuk bunu duyar. Yenge tarafından çocuğun hastalığının bulaşıcı olduğu yalanı üretilir ve ondan uzak durmak gerektiği belirtilir. Bunları duyan çocuk, konakta kalamayacağını anlar ve ayrılma kararı verir. Ancak bilgisi dışında Erenköy’e gelen annesi gitme planlarını altüst eder. Zorunlu olarak bir süre daha konakta kalan hasta çocuk, bir akşam yemeğinde Doktor Ragıp ve Paşa ile şiddetli bir tartışmaya girer. Fransızca meraklılarına karşı kendi dilini savunan çocuğun bu tavrı nedeniyle Paşa’nın davranışları değişmeye başlar.

Sevdiği kıza kavuşamama, Paşa’nın muhabbetini kaybetme, Yenge ile olan soğukluk ve bacak ağrısı birleşince çocuğun tedaviye olan motivasyonu düşer. Kederle birlikte iyice kötü hale gelen bacağından dolayı çocuk hastaneye kaldırılır. Kesmekten başka çare yok denilse de, Doktor Mithat’ın ilgisi sayesinde yeni cerrahlar bulunur ve çocuk Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’na yatırılır. Buralarda oldukça sancılı dönemler geçiren hasta çocuğun bacağı kurtulur, sadece az bir kısalma meydana gelir. Romanın sonuna doğru Paşa felç geçirir.

Kitaba ismini veren bu kısım, kitabın en başarılı psikolojik romanlar arasında gösterilmesini sağlamıştır. Çocuğun geçirdiği stresli ve kabul dolu günlere dair verilen tasvirler oldukça iyi bir kalemden çıktığını göstermektedir. Klasik edebiyatın etkisi burada görülmektedir ve romanın sonlarına doğru Paşa felç geçirmektedir.

Kahramanın Sosyolojik Açıdan İncelenmesi

Hasta çocuğun roman boyunca yaşadığı en yoğun duygu şüphesiz ki kemik acısıdır. 8 yaşından beri periyodik dönemlerle hastaneye pansumana gelen ve ameliyat olan çocuk, hastane ortamlarını gayet iyi bilmektedir. 15 yaşındaki bir çocuğun bilgisinin olmayacağı konularda dahi oldukça deneyimlidir. Pansuman teknikleri, sağlık malzemeleri, doktor tavırları, hemşire halleri ve hastanenin fiziksel durumları konusunda donanımlıdır. Hayatının en önemli zamanlarını hastanede geçirmiş olan çocuk, çevresinin de kendisine acıyan ve yardım etmek isteyen tavırları ile bu role bürünmüştür. O hasta bir çocuktur ve onunla ilgilenilmelidir. Ziyaret için gittiği konakta dahi bu ilgiyi beklemektedir. Konak çalışanları ve sakinleri de ilk zamanlarda bu ilgiyi göstermektedir.

Hasta çocuğu etkileyen bir diğer unsur ise şüphesiz romanın geçtiği zamanlardır. Peyami Safa’nın 15 yaşını anlatan roman, 1915 yıllarında geçmektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılma sürecine girdiği bu dönemde, açılan cepheler ve dış borçlar ile birlikte vergiler arttırılmış ve üretim oldukça azalmıştır. Halk içerisinde maddi imkansızlıklar ve batıya özentiler görülmektedir.

Dönemin romanlarına bakıldığında  yoğun şekilde yanlış batılılaşma anlatılmaktadır. Hasta çocuk, Osmanlı’daki her yoksul aile gibi batıya meraklı değildir. Kendi kültürüne bağlı olan hasta çocuk sık ilişkilerin kurulduğu bir kenar mahallede yaşamaktadır. Ancak akrabaları Paşa, dönemin zenginlerinde görülen bir batı hayranlığı ile doludur. Özellikle kendi kültürünü küçümseme, yemekten giyinmeye kadar Fransızlar gibi davranma merakı hasta çocuğu çileden çıkartmaktadır. Yabancıların açtığı okullarda yetişen veya yurt dışına ziyarette bulunan kişilerin daha fazla Avrupa özentisi olduğu görülmektedir. Babası gibi, Nüzhet de bunlardan biridir. Romanın ilerleyen sayfalarından Paşa ve kızı ile hasta çocuğun kültürel farkları onların ilişkilerinin kesilmesine neden olmaktadır.

Kahramanın Ekonomik Açıdan İncelenmesi

Birinci Dünya Savaşı’nın en fazla yıprattığı ülkelerden birisi Osmanlı İmparatorluğu’dur. Verimli şekilde kullanılmayan kaynakların azalması ve masrafların hızla artması halkın sırtına daha fazla yükün binmesine sebep olmuştur. Özellikle toprağa dayalı ekonominin az olduğu büyük kentlerde yoksulluk daha fazladır. Babası olmayan hasta çocuk sadece annesi ile yaşamaktadır. Hastaneye dahi kendisi gitmektedir ve yanında kimsesi yoktur. Hasta çocuk dönemin çilesini çeken Anadolu insanını anlatmaktadır.

Devletin zorlu döneminden etkilenmeyen ve lüks yaşantısına devam eden aileler her zaman mevcuttur. Kahramanın Erenköy’de bulunan Paşa akrabası da bunlardan birisidir. Maddi sıkıntılar çeken ve bacağı için kara kara düşünen hasta çocuk bir yana, Paşa ve ailesi sefa sürmektedir. Tek dertleri Fransızca konuşmak, giyinmek, eğlenmek ve akşam yemekleri olan Paşa’nın ailesi, genel ekonomiden çok daha iyi durumdadır. Hasta çocuğun konağa gelmesinden sonraki bölümler, Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası adlı eserine oldukça benzemektedir.

Kahramanın Kültürel Açıdan İncelenmesi

Peyami Safa, içerisinden çıktığı toplumu oldukça iyi gözlemleyen ve bizzat şahit olduğu olayları yazıya başarılı dökebilen bir yazardır. Hasta çocuğun ağzından dönemin genel kültürel yapısı oldukça iyi anlatılmaktadır. Birbirine karşıt ya da birbirinden kopuk denebilecek iki kültür resmedilmekte ve okuyucunun bunun üzerine düşünmesi amaçlanmaktadır.

Romanın karşıt kültürlerinden birisi çocuğun ismi belirtilmeyen mahallesidir. Günümüzün gecekondu mahallerini anımsatan bu yerleşim yeri, ekonomik yönden gelişmemiş ve geleneksel kültürlerine daha bağımlı nüfustur. Diğeri ise; ekonomik sıkıntıları olmayan ve kendi kültürlerini sevmeyen topluluktur. Batıyı taklit etmeyi kültürel gelişmişlik olarak gören ikinci nüfus, toplumundan uzaklaşmaya başlamıştır. Ancak rahat yaşam, başlangıçta hasta çocuğa oldukça iyi gelmiştir. Her gün kendi acısı ile baş başa olduğu ve annesi ile yaşadığı evden, kendisine ilgi gösterilen bir eve gelince kemik acısını hatırlamaz olmuştur. Hatta bir müddet şikayet dahi etmemiştir.

Karşı kültürel faktörler yaşamın her alanında görülmektedir. Romanda, kültürel farklılık daha çok dil üzerinden gösterilmiştir. Özellikle hasta çocuğun Paşa akrabası ile arasının bozulmasına yol açacak şekilde tartışması bunun örneğidir.

Bu bakımdan Peyami Safa’nın Fatih Harbiye romanı ile oldukça benzerlikler taşımaktadır. Fatih Harbiye’deki Şinasi ve Neriman’ın yerini, burada Nüzhet ve hasta çocuk almıştır.

Romanda ayrıca zenginlik ve fakirlik üzerinden de kültürel bir mesaj verilmektedir. Bir yanda küçük bir eve zorluklarla yaşamaya çalışan bir aile, diğer yanda ise hizmetçilerle dolu koca bir konakta yaşayan Paşa ve ailesi bulunmaktadır.

Kahramanın Psikolojik Açıdan İncelenmesi

Hasta çocuk, 15 yaşına gelmiştir ve 7 yıla yakındır hastalıklarla boğuşmaktadır. Hastalığının ilk anından itibaren çevresinden ilgi gören çocuk, bazen de acıma hissi ile karşılaşmaktadır. Bu durum çocuğun psikolojisini oldukça etkilemiştir. Histrionik kişilik bozukluğunda olduğu gibi, çocuk ilgi görmeye alışmıştır ve olumsuz bir tavırla karşılaştığında yıkılmaktadır. Yengesinin sözleri ve amcası ile yaşanan tartışma sonrasında düştüğü yıkıntı bunun bir göstergesidir. Ancak yıllarca acınma duygusu ile yaşamış olmasına rağmen, öz güven eksikliği yaşamadığı söylenebilir. Kendini ifade edebilmesi ve fikirlerini sonu ne olursa olsun savunabilmesi buna kanıt olarak gösterilebilir.

Hasta çocuk, zorluklara rağmen yeni kararlar alabiliyor ve buna cesaret edebiliyor. Victor Frankl’in İnsanın Anlam Arayışı adlı kitabında belirttiği dayanıklı insan profilini içeriyor. Doktorların yoğun ısrarına rağmen ayağının kesilmesini istememesi, aylarca hastanede yatmayı kabul etmesi, inancını yitirmemesi ve âşık bile olabilmesi ile dayanıklı bir görüntü çiziyor. Hasta Çocuk, arasındaki yaş, kültür ve ekonomi farkına bakmaksızın Nüzhet’e âşık oluyor ve onunla iletişim kurmayı başarabiliyor. Kahramanın buradaki sevgisi Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf’unu hatırlatıyor.

Hasta çocuk, roman boyunca gelgitler yaşamaktadır. Kendisine olan ilgiye alışmıştır. Olaylara kendi bakış açısından yaklaşmaktadır. Sürekli gözlem yapmakta, yalnız kalan kişileri görünce ayağındaki sakatlığın etkisiyle kendisinden bahsettiklerini düşünmektedir. Aşkı, annesi, acısı, tedavisi gibi konularda içsel bir konuşma geçiren kahraman bazılarına cevap bulamamaktadır. Hasta çocuk Erikson’un “kimliğe karşı kimlik karmaşası” döneminin tüm özelliklerini bu nedenle yansıtmaktadır. Kaldı ki yaşı da ilgili döneme uygundur.

Hasta çocuk Sıgmund Freud’un Psikoseksüel Gelişim Kuramı’na göre “genital dönem” içerisindedir. Romanın geneli dikkate alındığında kurama uygun davranış örüntüleri de görülmektedir. Çünkü hasta çocuk, yaşının ilerlemesi ile beraber annesinden bağımsız hareket etmektedir ve karşı cinse duygular beslemektedir. Hoşlantı ile beraber toplumsal olaylara da eğilimli olması genital dönem özelliklerindendir.

Freud’un genital dönemindeki “kimlik karmaşası, şaşkınlık, kararsızlık, duygu boşluğu” gibi durumlar da hasta çocukta görülmektedir.

4 Yorumlar
  1. Şüşü diyor

    Çok güzel bir inceleme olmuş elinize sağlık👌🏼

    1. Yasin Alaca diyor

      Güzel düşünceleriniz için teşekkürler 🙂

  2. dokuzharf'in blogu diyor

    İnceleme , araştırma olarak güzel bir konu olmuş. Elinize sağlık, tebrik ederim.

  3. Yasin Alaca diyor

    Güzel yorumunuz gerçekten mutlu etti, okuyanlarda hoş izlenim bırakacak yazılar için emek vermeye devam edeceğim.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.